Menü

 

 

TAŞLARIN ŞİFASI ÜZERİNE

Kişisel Gelişim Dergisi” ile yapılan röportajdan

  

Taşların insana nasıl bir faydası var?

 Taşlar, insana yararı bakımından çok geniş bir yelpazeye sahip. Koruyucu hekimlikten tedavi edici hekimliğe kadar. Yine psikolojik rahatsızlıklardan fiziksel hastalıklara kadar.
 
En önemli yararı koruyucu hekimlik. Zira denge sağlayıcı. Ruhsal - fiziksel denge, sıvı – baz dengesi, minerallerin kendi arasındaki orantısal denge gibi. Ayrıca solunum, sindirim, boşaltım, ısı, bağışıklık, doku, hücre, iskelet gibi sistemlerin sağlıklı ve düzenli çalışmasına yardım ediyor. Salgı bezlerinin işlevlerini yerine getirmesinde de önemli.
 
Ayrıca bedensel veya ruhsal sağlığın bozulması halinde, tedaviye yardım edici fonksiyona sahipler. Bunu da vücut sistemlerini yeniden düzenleyerek, dengeleri yeniden kurarak yerine getiriyorlar.
 
 
Taşların yararı bilgisi, yeni bir bilgi mi?
 
Taşların şifa kaynağı olduğu bilgisi yeni bir bilgi değil. Belki de kadim (çok eski) bir bilgi. Yok olan medeniyetlerle birlikte bu bilgi de önemli ölçüde yitirildi. Ancak mukaddes kitaplarda, destanlarda, masallarda ve eski medeniyet kalıntılarında izleri kaldı.
 
Bu bilginin yeniden yeşermesinin önündeki en önemli engellerden birinin de ilaç firmaları olduğuna inanıyorum. Diğer alternatif koruyucu ve tedavi edici doğal unsurların unutturulmasında olduğu gibi. Bitkiler, renkler, müzik bunlardan birkaçı.
 
 
Her taş, her hastalığa şifa mı?
 
Her taş, her hastalığa şifa değil. Bazen iki - üç, bazen de beş - altı taş aynı hastalığın önlenmesinde veya tedavisinde kullanılabilir. Bazı hallerde bunların birlikte kullanılması daha iyi sonuçlar veriyor.
 
Ancak vücut kimyasıyla taşın kimyasının birbiriyle örtüşmesi daha iyi sonuç veriyor. Bu da kişinin burcuyla, taşın bu burçla ilişkisindeki uyumla doğru orantılı. Özellikle zihinsel ve psikolojik problemlerin çözümünde.
 
 
Taşlar neden şifa kaynağı? Bu enerjiyi nerden alıyor?
 
Taşlar, çeşitli minerallerin bileşimi durumunda. Üstelik oluşumları için en kısa süre bir milyon yıl. Yani taşı oluşturan mineraller milyonlarca, hatta milyarlarca yıl içinde enerji yoğunlaşmasına uğramış durumda. Bu nedenle insan ömrüyle kıyaslanamayacak ölçüde ve yoğunlukta bu minerallerin enerjisini barındırıyorlar bünyelerinde. Bitip tükenmeyen bir enerji. (Ancak bazı ağır hastalıklarda 7 – 8 ay sonra taşların yenilenmesinde yarar var.)
 
Aynı mineralleri insan vücudunda da görüyoruz. Kimisi, bedensel ağırlığımızın belirli bir oranını oluştururken, diğerleri eser miktarda, yani mini-minnacık durumda. Ancak fonksiyonları çok büyük ve yaşamsal değerde.
 
Örneğin bedenimizde 4 gram kadar demir, 90 miligram kadar bakır, 2,5 gram çinko, beden ağırlığının yüzde ikisi kadar kalsiyum, binde beşi kadar magnezyum, yüzde biri kadar fosfor, 25 miligram iyot, 1 gram selenyum, 125 gram potasyum, ayrıca manganez, krom, silisyum, sodyum, klor, kükürt, kobalt, molibden, flor, bor, lityum, nikel, alüminyum, brom, bizmut gibi mineraller bulunmaktadır. Yani toprakta hangi mineraller bulunuyorsa, topraktan yaratılan bedenimizde de aynı mineraller var.
 
Beden ve ruh sağlığımız için ilk olarak bu minerallerin bedenimizde bulunması, ikinci olarak da olması gereken oranda bulunması gerekmektedir. Zira, vücudumuzda belirli fonksiyonların gerçekleşmesini sağlayan minerallerin azlığı veya fazlalığı bu fonksiyonların yerine getirilememesine, bu da çeşitli fiziksel ve ruhsal hastalıkların oluşmasına sebep olmaktadır.
 
Örnek olarak magnezyum mineralini ele alalım: İnsan vücudunun yaklaşık binde beşi magnezyumdan oluşur. Bu miktarın yüzde altmış beşi dişler dâhil kemiklerde, yüzde otuz beşi de kan dolaşım sisteminde ve dokulardadır. Daha yoğun bulunduğu organlar kalp ve beyin.
 
Magnezyum, anti-stres minerali olarak bilinir, ilk olarak kasların gevşemesini, sakinleşmeyi, rahatlamayı sağlar. Üç yüzden fazla enzimin işlevinde rol alarak, çeşitli türde enerjinin üretilmesini, saklanmasını, kullanılmasını ve aktarılmasını sağlar. Kandaki şekerin enerjiye dönüştürülmesi, dişler dahil kemiklerin gelişmesi ve sağlıklı kalması, sindirim sisteminin düzenli çalışması, kalp damarlarının esnekliğini muhafaza ederek kalp krizlerinin önlenmesi, beden sıvılarındaki asit baz dengesinin sağlanması da magnezyumla doğrudan ilişkili.
 
Magnezyum eksikliği, beyin, kalp, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalara, enerji azalmasına, dolayısıyla halsizlik, yorgunluk, göz kararması, baş ağrıları, yüksek tansiyon, böbreklerin taş üretmesi, kemik erimesi, kaslarda ve kalpte çarpıntılar gibi fiziksel, algılama eksikliği, şaşkınlık, uyku bozukluğu, hafıza kaybı, sinirlilik gibi psikolojik rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Bebeklerin havale geçirmesi de büyük oranda magnezyum eksikliğine bağlıdır.
 
Bedendeki magnezyum eksikliğine, dengesiz beslenme sebep olduğu gibi, aşırı terleme, stres, hamilelik, bebek emzirme, sportif faaliyetlerde aşırı zorlanma, kandaki şeker oranının yükselmesi, kafein, alkol, idrar söktürücü ilaç kullanımı, sera ürünü yiyecekler de neden olmaktadır.
 
Genellikle kalsiyum eksikliğiyle ortaya çıkan magnezyum fazlalığı da, kasların yeterince kasılmamasına, dolayısıyla bitkinliğe, hareketsizliğe, depresyona, bellek bulanıklığına, nefes darlığına, kalp atışlarında düzensizliğe sebep olabilmektedir.
 
Ayrıca magnezyum, C vitamini ile sodyum, potasyum ve kalsiyumun etkili biçimde kullanımına da yardım etmektedir.
 
Magnezyum minerali, Akik (Agat), Ametist, Elmas, Granat (Garnet, La’l), Hematit, Jasper, Gül Kuvars, Mercan, Mıknatıs, Obsidyen, Opal, Sitrin, Yakut ve Yeşim taşlarında bulunmaktadır. Bu taşlar, yaydıkları enerjiyle veya bedenle girdikleri biyolojik etkileşimle, bir şekilde vücuttaki magnezyum oranını dengelemekte, azlığı veya fazlalığı nedeniyle oluşan fiziksel veya ruhsal rahatsızlıkları ortadan kaldırmaktadır.
 
Taşlar, şifa veren enerjilerini, insanoğlunun hizmetine yaratılan doğadan almakta ve doğal yoldan bize aktarmaktadır.
 
 
Taşlar, tedavi için yeterli mi?
 
Taşların şifası bazı hastalıklar için koruyucu ve tedavi edici hekimlikte yeterli olmakla birlikte, her hastalık için yeterli değil. Bir problem varsa, öncelikle bu problemin kaynağına inip bu kaynağı ortadan kaldırmak gerekir.
 
Örneğin işiniz, eşiniz, yaşantınız, beslenmeniz, sizde psikolojik veya bedensel rahatsızlıklar oluşturuyorsa, öncelikle bu problemi çözmek gerekmektedir. Problem devam ettiği sürece, taşların yararının sürekli olmasını beklemek doğal olarak yanlış.
 
Yine örneğin bazı taşlar ağrıları giderir. Ancak siz sinüzitseniz, iltihaplanma kronik hale gelmişse, Aventurin taşının etkisi bu ağrıyı hafifletecek, ancak ortadan kaldıramayacaktır. Öyleyse öncelikle sinüslerin temizlenmesi gerekmektedir.
 
Bunları söylerken modern tıbbı ve doktorlarımızı da dikkate almak gerekiyor. Kendisini insanların hastalıklarını tedavi etmeye adamış iyiniyetli doktorlarımız halen mevcut.
 
 
Taşların şifası nasıl belirleniyor?
 
İki bini aşkın mineral (taş) var. Bunlardan Elmas, Yakut, Zümrüt ve Safir, değerli taş statüsünde. Yarı değerli taş statüsündeki taşlar daha çok sayıda.
 
Ayrıca Kehribar (Amber), İnci, Sedef, Mercan gibi taşlaşmış organik materyaller de taş sınıfında değerlendiriliyor.
 
“Hangi taşın hangi hastalığa şifası var?” sorusunu iki şekilde cevaplandırmak gerekiyor: Öncelikle deneyimler önemli. Örneğin bazı taşlar tansiyonu düzenliyor, yani kan basıncını dengeliyor. Bazıları ağrıları hafifletiyor, yahut ortadan kaldırıyor.
 
İkinci olarak minerallerin insan vücudundaki fonksiyonlarını bilmek gerekiyor. Bir hastalık, bir mineralin eksikliğinden veya fazlalığından kaynaklanıyorsa, bu minerali bünyesinde barındıran taş, o hastalığın şifası durumunda.
 
Bir taş yalnızca bir hastalığın şifası da değil, birçok farklı hastalığın da devası. Bu nedenle, bu konuda kaleme aldığım kitabın okunması gerek.
 
 
Taş kullanımında nelere dikkat edilmeli?
 
Taşların yararının görülebilmesi için ön şart, doğal taş olmalarıdır. Doğal taştan maksat, bir taşın, örneğin turkuvaz taşının, doğadan çıkarıldığı haliyle kullanılması değildir. Gerçekten turkuvaz taşı olmasıdır.
 
Zira vitrinlerde gerçek taşlarla sahteleri çoğunlukla yan yana satışa sunulmaktadır. Bu nedenle bir taşı satın alırken ya o taşı çok iyi tanımanız gerekmektedir yahut taşları iyi tanıyan, dürüstlüğüne güvendiğiniz birinden almanız. Aksi halde baş ağrısı için taş aldım ama hiçbir faydasını göremedim demek zorunda kalabilirsiniz.
 
Bir taşın sahtesi çeşitli anlamlara gelebilir. İlk olarak, renk bakımından benzeşen ve ekonomik değeri daha az olan veya hiç olmayan taşlar falanca taş diye satılabilmektedir.
 
İkinci olarak ekonomik değeri daha az olan renksiz taşlara renk emdirilerek veya dışı boyanarak Zümrüt, Turkuvaz, Akik gibi adlarla piyasaya sürülebilmektedir.
 
Üçüncü olarak lastik, kauçuk, cam, tahta, çam reçinesi gibi maddeler kimyasal işlemlerden geçirilerek bir taşa benzetilmekte ve satılmaktadır.
 
Benzetim o kadar mükemmel olabilmektedir ki bazen taşın sahte olup olmadığı ancak ölçümlerle anlaşılabilmektedir. Ölçümlere esas olacak bazı özellikler, “TAŞLARLA ŞİFA” adlı kitapta, her taşın başlangıç bölümünde “Kimlik Kartı” başlığı altında verilmiştir.
 
Taşların yararlı olabilmesi için ikinci şart sanatkârane işlenmiş olmasıdır. Siz ona değer verirseniz, o da size değer verir.
 
Üçüncü şart tek başına kullanılmaması, yani gümüş veya altınla birlikte takı haline dönüştürülmesi gerekir. Bu yüzük de olabilir, gerdanlık veya kolye de.
 
Ancak taşın mutlaka bedenle temas etmesi veya enerji akışına engel bir yapılanmanın olmaması şarttır. Taşın her iki yüzünün de açık olması gerekir. Taşın bir yüzünün takı madeniyle kapatılması, enerji akışını engelleyen yalıtım durumu oluşturacak ve taşın yararını ortadan kaldıracaktır.
 
Taş bir yüzükteyse, yararı, sağ elin yüzük parmağına (en küçük parmağın yanındaki parmak) takmakla sağlanabilir.
 
Ancak ilgili taşın elbisemizin cebinde taşınması, odamızın bir köşesinde bulunması bile belirli oranda yarar sağlayacaktır.
 
Taşlar, vücudumuzun enerji iletişiminde aynı zamanda süzgeç görevi gördüğünden, süzgeçlerdeki tortuların temizlenmesine benzer şekilde temizlenmesi gerekir. Aksi halde, olumsuz enerji tortularının süzgeci kapatması nedeniyle bu görevlerini yapamaz hale gelebilirler.
 
Öncelikle taşları sürekli takmamak, arada bir dinlendirmek, temiz bir yere bırakmak gerekir. Zira sürekli yiyip içmek veya hiç durmadan ilaç kullanmak gibi bir etki gösterebilirler. Yahut yorgun düşebilirler. Zira biz onları cansız bir varlık olarak görsek de Muhyiddin Arabi’nin dediği gibi durağan nitelikte de olsa ruh sahibidirler. En azından sürekli kinetik enerji halinde olmaktan kurtarılmaları gerekir.
 
Yine taş nedeniyle vücudumuzda meydana gelen düzenleme, dengeleme ve iyileştirme etkilerinin vücudumuzca bağışıklık sistemine katılması için de taşın arada bir çıkarılmasında yarar vardır. Aksi halde vücudumuz taşa karşı bağışıklık sistemi oluşturup taşın yararını ortadan kaldırabilir.
 
Su ve toprak: Her ikisi de temizleyicidir, hem maddi pisliklerden, hem enerji pisliklerinden. Aynı zamanda her ikisi de ruhsal temizleyicidir. Bu işlem taş ilk defa satın alındığında mutlaka yapılmalıdır. Zira çok fazla insanın taşla teması olumsuz enerji birikimine sebep olmuş olabilir.
 
Taşla birlikte takı oluşturan altın, gümüş gibi madenler, kararmaya karşı temizlenirken, temizleyici kimyasalların taşla temas etmemesine de dikkat edilmelidir.
 
 
2006
 
Hasan KOCABAŞ
 
 
 
 
 
Bu Yazıyı Paylaş;
Copyright © 2015 hasankocabas.com.tr Online Kullanıcı : 5 | Bu Günkü Ziyaretçi : 258 | Toplam Ziyaret : 486,909

                      ortakfikir tasarım ofisi