Menü

 

ŞİİRLERİM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SATIRARASI DUYGULAR

 

 

bir ikindi üzeri güller arasındayım
selvi söğüt altında kan kırmızısı güller
yürek sızısı güller

 

esinti tatlı tatlı yüzümü okşamakta
gülümsemekte güneş yapraklar arasından
gözümden gül akmakta

 

gözümü kapıyorum bir nefes huzur diye
görünmeyeyim diye gönlümü kapıyorum
cananım buyur diye

 

sarı güller karıştı bir anda beyaz güle
denizde mavi soldu bulutlar kurşunlaştı
bir yolcu dağı aştı

 

ve indi yamacına soylu yalnızlıkların
yağmurunda ıslandı kurudu güneşinde
inleyen sazlıkların

 

nasibi dünya olan bir şehrin içindeyim
yüzlerin arkasında ardarda başka yüzler
geceleşen gündüzler

 

dalıyorum yeniden bir çift göz hayaline
içimde bin bir gece masalları yaşıyor
masallar yaşıyorum

 

1998

 

 

 

 

 

 

DÜŞTÜ

 

 

güller arasından fışkıran sular 
şırıl şırıl sözün özüne düştü 
gizlice gönülden gönüle akan 
nur yeniden dünya yüzüne düştü

 

dağıldı bulutlar yol buldu güneş 
mağara kuşunun gözüne düştü 
çevre çevre sardı ilahi ateş 
akrebin ağusu özüne düştü

 

çağ bir kılıç gibi kuşandı aşkı 
çünkü aşk şairin sözüne düştü 
sanmayın sadece düştü bahara 
yazına kışına güzüne düştü

 

pırıltısı bile yetti aşığa 
mutluluğun izi yüzüne düştü 
yaklaştıkça arttı cezbesi yarin 
tatlı bir hasretin közüne düştü

 

1994

 

 

 

İHANET YANGINLARI YAHUT AVUCUMDAKİ KORLAR

 

 

(1) 
 
bir çocuk iplik iplik zamanı örüyordu
yerde emekleyerek
toprağa belenerek
ve hızla büyüyerek
günleri harmanlayıp ayları bürüyordu
 
 
koca dünya gözünde yuvarlanan bir misket
çelik çomak oyunu anladığı hayattan
tarihi sorgulamadan
coğrafyayı derlemeden
bir çocuk yavaş yavaş zamanı örüyordu
 
 
 
(2) 
 
 
sireti nebi okurken ak sakallı babası
fırtınalar kopar içinde
yüreğinde kahramanlar yaşardı
 
 
bir Halid bin Velid olurdu
bir Ammar
zülfikarı kuşanır girerdi meydanlara
kolları kesilse de Caferi Tayyarın
yerde kalmazdı sancak
alır göklerde taşırdı
 
 
elindeki süpürge saza dönüşür bazan
yanık türküler söyler hikaye anlatırken
Kerem olur yanardı Aslıya sevdasından
Şirinle arasına konulur sıradağlar
Ferhat ağlar içinde
yüreği volkan çağlar
yumuşar dağın kalbi
sulara yol olurdu
 
 
yüzüne tüküreni bağışlar şahı merdan
dinine küfredeni tükrüğüyle boğardı
 
 
(3) 
 
zeka aşınmasına uğramıştı insanlar
tanrılar kıskacında
merhametsiz kalmıştı
 
 
helvadan put yapılıp karşısında tapılır
kahvaltıda yenirdi
ancak ne et konurdu önüne yesin diye
ne de ot tutam tutam
zeka gerilemesi o kadar da değildi
 
 
kızlar öldürülürdü
kırmızı bayraklar asmasın diye pencerelerine
kızgın çöl kumlarına
canlıyken gömülürdü
 
 
(4) 
 
gün oldu biat etti resuller sultanına
gün geldi çevresinde siper oldu Zeyd gibi
ok yedi
kırbaç yedi
mızrak yedi
üstüne kor kayalar konuldu günler boyu
kavurdu kızgın kumlar
 
 
Bilaldi
kafire baş eğmedi
 
 
(5) 
 
çocuktu ufacıktı
gözünde koca dünya
attığını vururdu at üstünde giderken
Tommiksti kötülerin başının belasıydı
Kaptan Sving olurdu resimli romanlarda
Çelik Bilek olurdu
hak tanımaz güçlerin korkulu rüyasıydı
 
 
artık Köroğlu yoktu
delikli demir çıkmış ve mertlik bozulmuştu
güç silahta
hak silahta
ve yetki silahtaydı
 
 
kazan kaldırdı yine bozguncu yeniçeri
baş-bakanlar asıldı
uzandı mülevves el anamın örtüsüne
Kızılırmak ağladı kanlı yaşlar dökerek
menderesler ağladı
 
 
beyni karıncalandı
ve uzandı küçücük elleri gökyüzüne
gözleri bulutlandı
 
 
(6) 
 
bir çocuk çile çile zamanı örüyordu
kalbinde acılarla hayatı öğrenerek
zalimi öğrenerek
mazlumu öğrenerek
yaşına aldırmadan
ve biriktirerek içinde bin Ömer öfkesini
durmadan dinlenmeden zamanı örüyordu
 
 
(7) 
 
bu eski bir hikaye
mısırda müslümanlar özden de öz kardeşler
direnip karanlığa
an be an güçlendiler
gün geldi iktidara yüründü adım adım
adı Abdunnasırın büyüdü içlerinde
çıktı tahta oturdu
ihanet süngü süngü
ihanet sehpa sehpa
içlerine oturdu
 
 
daha dünkü hikaye
 
 
(8) 
 
ve yine
ve yeniden
tankları yürüttüler gönül bahçelerimde
 
 
kırıldı çiçeklerim
 
 
(9) 
 
yiğitler tanıdı kitabı olan
hesapları olmayan
hayatları namlunun ucundaydı
ölümleri namlunun ucunda
idamları zindanları dudakların ucunda
 
 
ve insanlar tanıdı mal makam sevdasında
bir kalemde milyarlar aktarırken hesaba
ekmek yerine kurşun yiyen
su yerine gözyaşı içen yiğitlerin
sırtından hançerleyerek
ve her postal sesinde villa misillu inlerine çekilip
dolarlarını sayarak
ser vermeyip sır veren
insanlar tanıdı
 
 
insan denirse artık
 
 
(10) 
 
“biraz da boşverleri oynasan” derler bana
oynayanları gördüm
yitirdiler ne varsa gönül hanelerinde
inanca ve insana dair
Vedudun ihsanını
 
 
kırk yıldır sabrı gördüm
bitmeyen sabırları
yatarken yatağında
sıcacık otağında
Hak katından cündullah bekleyen
ve dua eden diliyle
ve elini ılık sudan soğuk suya sokmayan
sabır mahkumları gördüm
 
 
(11) 
 
çevresinde pervane olunan güzel insan
yiğit zirve peygamber
uzlaşmadı mekkeyle
mekke egemeniyle
indirilse de güneş ve ay avuçlarına
 
 
zindanı nimet bildi İmamların A’zamı
öpmektense elini zalim hükümdarların
ölümü nimet bilip
şehadetle dirildi
 
 
canlı canlı ölürken
şu zavallı bedenim
 
 
(12) 
 
herşeye rağmen bir genç
dağlarda yürüyordu
ayağında dikenler elinde mavzerlerle
dilinde türkülerle
zamanı örüyordu
 
 
eritrede moroda çeçenyada bosnada
nur otağı mekkede peygamber yatağında
belki afganistanda
sudanda filistinde
dünyanın her yerinde
birkaç adım ötemde
belki gönül evimde
herşeye rağmen bir genç
kentleri bürüyerek
dağlara yürüyordu
 
 
fakülte kapısında başörtülü genç kızlar
her biri bir Sümeyye
zulme direniyordu
 
 
(13) 
 
ve yine
ve yeniden
ısrarlı ümitlerle
 
 
paletler arasına sıkışmış topraklarda
zindanları kuşatan duvarlar arasında
taş çatlatan sabırla
 
 
çiçekler bekliyordu
 
 
(14) 
 
ve
saçlarında aklarla bir adam
elleri titreyerek
ha gayret zamanı örüyordu
 
 
korkaklığın adını sabır
dünyalık edinmeyi feraset sayarak
ve uzlaşarak
ayağındaki zincirin efendisiyle
ha gayret zamanı örüyordu
 
 
1998

 

 

 

 

AL DA YAZ BENİ

 

 

devrik bir cümleyim denizlerinde
kurtar boğulmaktan al da yaz beni
şad eyle ne olur insafın yok mu
noktalandım hüznün dehlizlerinde

 

bil ki sensizliğim bensizliğimden
zaman dondu mekân yitti ben yokum
nerdesin göz nurum yitik nefesim
belki bensizliğim sensizliğimden

 

harfler yorgun düştü inler heceye
ha düştü düşecek hallerde durur
yaprağım dalında solgun umutsuz
yaslandım bak yine sensiz geceye

 

çıldırdım sen misin yoksa sevdiğim
kime göz kırpıyor gökte yıldızlar
aydınlık bir başka ahenkle yansır 
cemalini aya çizen ressam kim

 

ister sultanım ol ister bende kal
bir içim suyum ol hasretim dinsin
kelebekler gibi bu ilkbaharda
ânı paylaşalım gel de bende kal

 

04.03.2008

 

 

 

 

 

 

 

 

ALDANIŞLAR

 

dalga dalga  yaklaşır deniz
uzaklaşır
bir gemi gelir uzaklardan
ve bir yolcu çıkar karaya
seni sanırım

 

kapıları açık bırakırım gelirsin diye
açık bırakırım pencereleri
bir serçe cama vurur
yem ister
bir dal eğilir rüzgarla
seni sanırım

 

geceler uzadıkça uzar
karanlıktan korkarım uyuyamam
beynimde düğümlenir saat hıçrıkırıkları
örer gece perisi saçlarını 
yorgun yorgun
güneş girer odama
seni sanırım

 

bir anı oldu kumru sesleri
sevdasız öter bülbüller kafeslerde
ve bir gül açılır iğreti konmuş saksıda
seni sanırım

 

bir araba korna çalar
bir tren yaklaşır istasyona
insanlar koşuşurlar
sen ineceksin diye kapılardan
yollara düşerim

 

bak yine ayak sesleri var sokakta
yakınlaşır uzaklaşır
bir koşuyla bin umut karışır birbirine
yeşil bakışlarla biri geçer yoldan
biri geçer güller açmış yüzüyle 
seni sanırım

 

bazen dalarım farkına varmadan
kapanır gözlerim
bulanık sularda çırpınırım umutsuzca
bir el uzanır en korkulu anda
çeker alır beni 
seni sanırım

 

zaman nedir ki düşlerde
mekan nedir ki
bir kabristana düşer yolum
öldü denilen biri kalkar…
seni sanır

 

aldanırım

 

1983

 

 

 

 

 

 

BENDENİZ

 

 

hüsnüne boyun eğdi
doğduğunda bendeniz
yaprağıma çiy değdi
sen akarsu ben deniz

 

ara da bul çiçekte
uçuşan kelebekte
dönüp duran felekte
gün yüzünde benden iz

 

07.03.2008

 

 

 

 

 

 

 

DİLENCİYİM KAPINDA

 

Vardım kapısına eyledim niyaz
Dilenciyim ne istersen ver dedim
Dikenler içinden kurtarıp biraz
Gönül hazinenden güller der dedim

 

Kış gününde yaz verdi
Uçmaya pervaz verdi

 

 

Seviyorum diye bildir Cibril’e
Melekler içinde getirsin dile
Sana layık âşık olmasam bile
Aşkını / kalbime gir de ser dedim

 

Yer dolusu haz verdi
Gök dolusu naz verdi

 

14.02.2008

 

 

 

 

 

 

 

 

EY SEVGİLİ

 

 

ey sevgili / gözlerin 
bilinmez diyarlardan ansızın geliverdi
engin denizler gibi aklımı çeliverdi 
bir baktı mızrakları sinemi deliverdi
gözlerin ey sevgili

 

ey sevgili / gözlerin 
gün gelir yıkanırım hüznünde / bulut gibi
gün gider aydınlatır kalbimi / umut gibi
izin ver sarmalasın bağrında / Uhut gibi
gözlerin / ey sevgili

 

04.02.2008

 

 

 

 

 

 

ALEVLER

 

 

yine gün biterken dallarda rüzgar
hüzünlü bir şarkı mırıldanıyor

 

sanki hayal sanki düş
güneşteki son gülüş

 

bir güldü kalbimde çıktı yangınlar
gönlüm bu demlerde hep aldanıyor

 

sinemi delen bakış
gamzesi nakış nakış

 

salkım söğüt öyle salınıp durma
içimde sevdalar kıpırdanıyor

 

gün solgun deniz durgun
yiyorum yine vurgun

 

ey bülbül halimi ele duyurma
bir hülya uğruna içim yanıyor

 

yanarsa yansın canım
buyurduysa sultanım

 

1999

 

 

 

 

 

 

AND

 

yol uzun
zaman kısa 
ayaklar yorgun

 

olsun

 

ben yinede yürüyeceğim

 

1977

 

 

 

 

 
 
 
KARŞITLAR


dokundu sanki eli 
ürpertiler içinde kalıverdi saçlarım 
ürpertiler içinde karanlık yağmış deniz 
can çekişen ışıltı çırpınıyor sularda 
okşuyor akşam yeli 


 
biliyorum kuşkusuz 
okşuyor bir yerlerde namluları çocuklar 
hayatı öğrenmeden ölüm nedir bilmeden 
ırakta filistinde afgan topraklarında 
gecelerce uykusuz 


 
çayımı yudum yudum 
içerken gökle deniz ufkumda sarmaş dolaş 
tutunmuş eteğinden annesinin bir çocuk 
dalgalar kayalara bir şeyler anlatıyor 
sessizce dinliyorum 


 
dinliyor ninni diye 
kurşun çığlıklarının yankısını dağlarda 
çocuklar doğar doğmaz savaşa bulanıyor 
batıdan sevgilerle bağıştır kan ve zulüm 
sam amcadan hediye

 

 

 

 

 

 
 
DOSTLUKLAR VEYA BİR ÖMRÜN HİKAYESİ


ayrı dünyalardan gelmiş iki insan 
şehrin bu yakasında 
bir limanda 
karşılaştılar 


 
sanki arıyormuş gibi yıllardır birbirlerini 
sessizce anlaştılar 


 
biri indi biri bindi gemiye 
biri mutlu biri üzgün uzaklaştılar

 

 

 

 

 

 

 

GÜZELLEME

 

 

Bir denizci nöbetine tutulmuşsa yüreğim 
                                      Aç kollarını bana 
                                 sana hasretindendir 


 

kerem yanar içimde oyulur dağ dağ ferhat 
bana kalırsa kalır 
sayıklamalar seni 


 

selvi salınışınla göster \ sen endamını 
ben can versem de olur 
                    sana yar mı bulunmaz 

 

goncalar görse bir an kızarır kıskançlıktan 
ay gizler yüzünü gizler yıldızlar 
                             açılır gözleri 
                                        görür amalar seni 


 

çöz artık saçlarını son ver tutsaklığıma 
evrensel yarasalar çığlık çığlık 
evrensel zulüm dorukta 
sabah yüzünle görün güneş bakışlarınla 
omzunda yüzyılların özlemi 
arar seni 


 

 

 

 

 
 
 
BİRAZ GAYRET

 
yola çık bin gemine
hayatın önemi ne
ha emine ha mine
bir gün bulursun elbet
dostunu biraz gayret


 
kurtuluşunsa ölüm
yık duvarı be gülüm
yapma kendine zulüm
bir gün varırsın elbet
menzile biraz gayret
 
 
 
 

 

 

 

AL İŞTE

 



dosta vefadır diye ateşte yanıyordun
al işte

 

kim bir ateş uzatsa gül sanıp kanıyordun
al işte

 

bir karmaşa içinde sürçüverirse dilin
oldu ya

 

Allah’tan başka dostun olur mu sanıyordun
al işte. 

 
 
 
 
 

 

 

AVAZ AVAZ

 

 

Dağlarda avaz avaz
Haykır rahatla biraz
Yıldızlardan ışık al
Mavi hülyalara dal
Anlamsız şiirler yaz


 
Konargöçer gönül bu
Durulur bulanan su
Yollara düş ara bul
Olma sakın kula kul
Sarmala sonsuzluğu 
 
 
 
 

 

 

BAĞIŞLA RABBIM

 
 
tevbe eder yine günah işlerim
nihayet bir kulum bağışla Rabbım
sana layık değil benim işlerim
geçmez akçe pulum bağışla Rabbım


 
gönül hanem dolmuş dünya emeli
ne giymeli bugün neler yemeli
olmasa da kalbim sevdaya deli
sırmalıdır çulum bağışla Rabbım
 
 

 

 

 

 

 

 

Bu Yazıyı Paylaş;
Copyright © 2015 hasankocabas.com.tr Online Kullanıcı : 6 | Bu Günkü Ziyaretçi : 259 | Toplam Ziyaret : 486,910

                      ortakfikir tasarım ofisi