Menü

 

MASONLUĞUN KURUCULARI:

TAPINAK ŞÖVALYELERİ

  

      İLK VE TEMEL SİMGE                      GİYİMLERİ

 

KURULUŞU

9 kişilik gruptan oluşan Tapınak Şövalyeleri (Templiers, Templars), Fransız Hugues de Paynes liderliğinde Geoffroy de Saint-Omer, André de Mantbard, Payen de Montdidier, Archambaud de Saint-Aignan, Geoffroy Bisol, Hughes Rigaud, Rossal ve Gondemare tarafından 1118 yılında Fransa’da oluşturulur. İlk Büyük Üstat, Hugues de Paynes’tir.

Kuruluştaki görünür gayeleri, Kudüs’ü ziyaret edecek Hristiyanları korumak, yol güvenliğini sağlamaktır.

Görünürdeki gayelerinin ardındaki asıl hedefleri ise daha sonraları ortaya çıkmıştır.

İlk gizli hedefleri Haçlı Seferlerinden yararlanıp, bir yandan başta Kudüs olmak üzere doğunun zenginliklerini elde etmek, diğer yandan Avrupalı zenginlerin malvarlıklarını kendi varlıkları haline getirmek, böylece gücün sembolü olan paraya hâkim olmaktır. Paraya öylesine hâkim olmuşlardır ki kısa sürede zenginleşmişler ve başta Fransa olmak üzere Avrupa’daki Krallıklara yüksek miktarlarda borç verecek hale gelmişler, borç verdikçe de korunup kollanmışlardır.

İkinci hedefleri ise Süleyman Tapınağı’nda (Mescidi Aksa’da) olduğuna inandıkları mukaddes emanetleri ele geçirmekti. Mukaddes emanetler olarak ünlenen, Hazreti Musa’dan kalan levhalarla Asası ve Hazreti Harun’un eşyalarıdır. Çünkü bu sandığı bulacak kişinin mehdi/kurtarıcı olacağına ve dünyaya hâkim olacağına inanılmaktadır. İsrail Devletinin, 1968 yılından bu yana Mescid-i Aksa’nın çevresinde ve altında arkeolojik araştırmalar adına kazılar yapmasının sebebi de budur.

Kurucuların ilk üstlendikleri mekân, Mescid-i Aksa’dır. 1118 yılında Kudüs kralı İkinci Baudoin’den faaliyetlerini yürütecekleri bir yer talep ederler. Kendilerine Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra (Hazreti Ömer Camii)’nın bulunduğu tepe ile karşısındaki Zeytin Dağı (Tapınak Dağı) tahsis edilir. Buraya yerleşen tarikat üyeleri, “İsa’nın ve Süleyman Tapınağının Takipçileri” adını alır.

Beyaz elbise üzerine kırmızı haçı da sembol olarak benimserler. Giyimleri de buna göredir.

 

MÜHÜRLERİ

Tapınak Şövalyelerinin resmi evraklarda kullandıkları mühürlerinin sol tarafında ilk sembolleri, sağ tarafında ise kuruluşları sırasında kiliseye çevrilmiş durumdaki Hazreti Ömer Camii (aynı zamanda Mescid-i Aksa) simgesi bulunmaktadır. Sembolün oluşturulduğu yıllarda Hazret Ömer Camii (Kubbetü’s-Sahra) kiliseye çevrilmiş durumdaydı.

“Tapınakçılar” ismini de zaten mana olarak bütünlük oluşturan Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra mabetlerinden almışlardır. Aynı nedenle Paris ve Londra’da oluşturdukları bankalara “Tapınak” ismini vermişlerdir.

 

KUDÜS

Kudüs, Hazreti Ömer hilafeti zamanında, 638 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmiş, şehirde yaşayan Yahudiler ve Hristiyanlar inançlarında ve yaşantılarında serbest bırakılmıştı.

Emevi sultanı Abdülmelik devrinde Mescid-i Aksanın hemen önüne Kubbetü’s-Sahra (Hazreti Ömer Camii) inşa edilmiş (691), 715 yılında ise Mescid-i Aksa yenilenmişti.

Şehir, 750 yılından itibaren Abbasiler, Tolunoğulları, Akşitler, Fatımiler, Selçuklular arasında el değiştirmiş, Fatımiler hâkimiyetinde iken de Birinci Haçlı Seferi sonunda Hristiyanların eline geçmişti.

Haçlılar, şehirdeki tüm Müslümanları ve Yahudileri öldürmüş, Hazreti Ömer Camiini de kiliseye çevirmişti.

Selahattin Eyyubi 1187 yılında şehri geri alıncaya kadar da Hazreti Ömer Camii kilise olarak kaldı.

 

Sözün burasında Fatımilerden kısaca söz etmek gerekiyor. Şia mezhebinin İsmailiye koluna mensup olan Fatımiler, Selçuklu devletiyle çatışma halindedir, Haçlıların Kudüs’ü kuşatması sırasında, İsmailiye mensubu olanların sağ salim şehri terk edebilmesi karşılığında, hiçbir çatışmaya girmeden şehri Haçlılara teslim etmişlerdir.

Ünlü Hasan Sabbah da Fatımilerdendir. Fatımilerin başına kim geçecek mücadelesi sonunda mağlup duruma düşünce, taraftarlarıyla birlikte ülkesini terk etmiş ve uzun yolculuklar sonunda Alamut Kalesini hile ile ele geçirip buraya yerleşmiştir.

 

BANKACILIĞIN DOĞUŞU (TAPINAK EVLERİ)

Tapınak Şövalyeleri, kuruluşu sırasında çok fakirdir ve faaliyetini bağışlara bağlamıştır. İlk amblemlerindeki aynı ata binmekte olan iki şövalye, bu sadeliği ve fakirliği simgelemektedir.

Ancak modern bankacılığın ilkel şeklini ilk olarak Tapınakçılar oluşturmuş ve bu kurumdan yüklü paralar kazanmışlardır.

Kurdukları bankacılık sisteminin merkezi Fransa’daydı ve Paris Tapınağı olarak adlandırılmıştı. Bu merkeze bağlı ikinci merkez ise Birleşik Krallıktaydı ve Londra Tapınağı olarak adlandırılmıştı. Bilindiği gibi Birleşik Krallık İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşmaktaydı.

Bankanın şubelerine ise Tapınak Evi denilmiş ve Avrupa’nın çeşitli yerleriyle ve Kudüs bölgesinde çok sayıda oluşturulmuştu. Para herhangi bir tapınak evine yatırılıyor, yatırana belge veriliyor ve bu para (işletim bedeli kesildikten sonra) başka bir tapınak evinden çekilebiliyordu. Tapınak evleri aynı zamanda kıymetli malların ve belgelerin saklandığı kasalara da sahipti. Yine bu evlere vasiyetleri yerine getirme yetkisi de veriliyordu. (Kendilerine güvenenlere neler yapabildiklerini tahmin edin.)

Paris Tapınağı, Fransa Krallığının ve Papalığın bankacılık hizmetlerini de yürütüyor, gerektiğinde borç veriyordu. Hatta bir dönem Paris Tapınağı, Fransa devletinin merkez bankasına dönüşmüştü.

Her tapınak evi, çevresinde yeni evler oluşturularak, büyük çiftliklere veya malikânelere dönüştürülmüştür. 13. yüzyıla gelindiğinde yalnızca Avrupa ülkelerinde, bünyesinde Tapınak Evi de bulunan 9.000 malikâneleri bulunmaktaydı.

Halen de gizli veya açık, merkez bankaları dâhil tüm büyük bankaların kontrolü Tapınakçıların elindedir veya denetimi altındadır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının sır olarak saklanan ortakları kimler acaba?

Tapınak denilince akla ibadet yeri gelir. Tapınak Şövalyelerinin ibadethanelerinin bankalar, ibadete layık gördüklerinin ise para olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

 

YAPILANMA

Hiyerarşik (piramitsel) bir yapılanmaya sahiptirler. En tepede Fransız asıllı bir şövalye bulunur.  Bu kişiye BÜYÜK ÜSTAT adı verilir. Tapınakçılar Tarikatının koşulsuz hâkimidir.

Üstadın altında 13 kişilik Tapınakçı Seçmen Konseyi bulunur. Üstat ölürse yenisini seçer.

Yine Büyük Üstadın altında, üstada danışmanlık ve vekillik yapan ihtiyar heyeti bulunmaktadır. Heyetin kimlerden oluşacağına, sayısına ve başkaca ne gibi görevler yapacağına Büyük Üstat karar verir.

Bir altta Mareşal bulunur ve askeri kararların alınmasından sorumludur.

Mareşalle aynı seviyede ülke üstatları ve şehir komutanları vardır. Bulundukları ülke veya şehirde vekâleten Büyük Üstadın yetkilerini kullanırlar. O devirde başlıca ülke komutanları Fransa, İngiltere, Aragon (Kuzey İspanya), Portekiz, Apulia (Güney İtalya), Macaristan ve Kudüs krallıklarında görev yapıyordu. Şehir komutanı bulunan başlıca şehirler ise Kudüs, Trablus, Akka ve Antakya (Hatay)’dır. Hatay’ın hala önemli bir kargaşa merkezi olmasının sebebi budur.

Bunların altında da (toplanma veya eğitim için kullanılan) ev sorumluları bulunmaktadır.

Tanıdık geliyor mu?

 

AMBLEMLER, SEMBOLLER

Yukarıdaki amblemler, Tapınak büyük üstatlarının flamalarıdır. Temelde benimsenen 8 köşeli ve kare içine yerleştirilmiş haç olmakla birlikte üstattan üstada diğer sembollerde değişiklik yapılmıştır. Tapınakçı haçı, uçlarının genişlemesi nedeniyle 8 köşeli haç olarak da isimlendirilmişse de kısaca Malta Haçı olarak ünlenmiştir. Kare oluşturan haç, uçları genişlememiş haliyle de kullanılmıştır.

Diğer önemli sembolleri AYAĞA KALKMIŞ ASLAN, BAŞINDA KRAL TACI OLAN ASLAN, KARTAL, ÇİFT BAŞLI KARTAL, KALE/KULE, ARTI (+), GEMİLER ve BALIK figürüdür. Sembollerin yerleştirildiği Haçlı kalkanı da sembollerinden bir diğeridir. Aslan figürü bazen ASLAN ve EJDERHA karışımı olarak kullanılmıştır.

Özellikle KARTAL, ÇİFT BAŞLI KARTAL, AYAĞA KALKMIŞ ASLAN ve BAŞINDA TAC OLAN ASLAN figürünün dünyadaki tüm kullanımları, ya Tapınak Şövalyelerinin hâkimiyetini yahut etkisini gösterir.

 

HASTANE ŞÖVALYELERİ (MALTA ŞÖVALYELERİ)

Tapınak Şövalyeleri tarikatının kurulduğu sırada Kudüs’te bir başka şövalye tarikatı mevcuttu: Hospitalye Şövalyeleri.

Bu grubun Tapınak Şövalyeleri içinde incelenmesinin sebebi, Tapınak Şövalyeleri ile zaman içinde karışmaları ve kaynaşmalarıdır.

Cavalieri Ospitalieri (Hastane Şövalyeleri) veya St Jean Şövalyeleri adıyla kurulan tarikatın kökeni çok eskilere dayanmaktadır.

Müslümanlarca fethinden önce, Kudüs’te Düşkünler Evi açılması için Papa tarafından yetki verilir. İmparator Şarlman’ın talebi üzerine dokuzuncu yüzyıl başlarında, Düşkünler Evinin daha büyük olarak yapılmasına ve yanına kütüphane eklenmesine Abbasi Hükümdarı Harun Reşit tarafından müsaade edilir. Yaklaşık 200 yıl sonra, tarikatın faaliyetlerinden rahatsız olan Fatımi hükümdarı El-Hakîm tarafından ev ve kütüphane yıktırılır.

El- Hakîm öldükten sonra, İtalya’da küçük bir devlete sahip olan Amalfi’li tacirler yıkılan binaların yerini çevresindeki arazi ile birlikte satın aldılar ve burada bir kilise ile hastane kurdular ve faaliyete kalınan yerden devam ettiler.

Sembol olarak da Amalfi Cumhuriyetinin bayrağındaki sekiz köşeli beyaz haçı benimsediler. Bu nedenle de savaş meydanlarında siyah elbise üzerinde beyaz haçı kullandılar.

1070 yılında tarikat resmileşti. 1100 yılında Peter Gerard ilk Başefendi seçildi, 1113 yılında da Papa tarafından tarikat olarak tanındı. Hastane faaliyetleri yanında şövalyelik sistemini de benimsediler. Peter Gerard’ın ölümünden sonra ise Raymond du Puy, ilk Büyük Üstat olarak tarikatın başına geçti.

 

HASTANE – TAPINAK ŞÖVALYELERİ

Birbirine paralel faaliyet gösteren iki şövalye tarikatı, zaman zaman birbiriyle çatışmaya girse de, Müslümanlara karşı birlikte savaşmış, yüzyıllara yayılan zaman içinde birbiriyle iç içe girmiş ve sonuçta bütünleşmiştir. Müslümanlarla savaşırken temel ilkeleri şuydu: Tapınak Şövalyeleri, flamaları dalgalandığı müddetçe bu flama altında savaşıyor, flama düşerse Hospitalye flaması altında savaşa devam ediyordu. Aynı husus Hospitalye Şövalyeleri için de geçerliydi.

Her iki tarikatın sembolü aynıydı: Sekiz köşeli haç. Aradaki fark, Tapınakçıların haçının kırmızı, Hospitalye haçının beyaz olmasıydı.

He iki tarikat mensupları da yalnızca Papa’ya karşı sorumlu kılınmıştı. Krallara karşı bile dokunulmazlıkları bulunuyordu. En ağır suçları bile işleseler, devletler ve bu devletlerin kralları tarafından tutuklanamazlar, yargılanamazlardı.

Kudüs’ün Selahattin Eyyubi tarafından yeniden fethinden sonra her iki tarikat şövalyeleri de Akka’ya (bugün İsrail sınırları içinde Akdeniz kıyı kenti, Acre) yerleşirler. Antakya’da (Hatay’da) da ikinci üs olarak faaliyet gösterirler.

1291 yılında Akka’nın da Müslümanlar tarafından fethedilmesi üzerine her iki tarikat şövalyeleri Kıbrıs’a yerleşir ve burayı üs edinirler. Ancak Hospitalye Şövalyelerinin güçlenmesi ölçüsünde Tapınak şövalyeleri kan kaybetmeye başlar.

Tapınak Şövalyelerinin gözden düşmesinin en önemli sebebi ilginçtir: Tapınakçılar, Moğol Kralı Gazan Mahmut Han ve Ermenistan kralı Hetoum’la anlaşırlar. Moğol ve Ermenistan birleşik ordusu, Memluklular hâkimiyetindeki Kudüs ve Filistin’e saldıracak, Tapınakçı Şövalyeleri de bunlara katılacak, zafer sonrasında Kudüs yönetimi yeniden Tapınak Şövalyelerine verilecektir. Ancak 1301 yılında Moğol-Ermeni güçleri Filistin’e ulaştığında Tapınak Şövalyeleri çoktan Kıbrıs’a geri dönmüş ve plan suya düşmüştür. Bu durum, Tapınakçılar için sonun başlangıcı olur.

Hospitalye Şövalyeleri ise bu arada atağa geçmiş ve 1309 yılında Rodos’u işgal etmiş ve merkezini Rodos’a taşımıştır. Bundan sonra Hospitalye (Hastane) Şövalyeleri, RODOS ŞÖVALYELERİ adını alacaktır.

Bu arada Papa tarafından iki tarikatın birleşmesi gündeme getirilir. Çünkü aynı amaca hizmet eden iki şövalye tarikatı vardır, iki Büyük Üstat söz konusu olunca da amaca hizmette problemler oluşmaktadır. Dünya bile iki Büyük Üstat için dar gelirken, Kudüs, ardından Akka ve ardından Kıbrıs gibi alanlar iki Büyük Üstada daha da dar gelmektedir.

Üstelik Kıbrıs kralı ile Fransa kralı da Tapınak Şövalyeleriyle ilgili olarak Papa’ya şikâyet dilekçeleri göndermektedir. Kıbrıs kralı egemenlik hakkının ihlal edildiğini düşünmekte, Fransa kralı ise Tapınak Şövalyelerinin malvarlığına el koymayı hedeflemektedir.

Tapınak şövalyelerinin bilinen son Büyük Üstadı Jacques de Molay, 1307 yılında Papaya Hospitalye şövalyeleriyle birleşme teklifini kabul ettiğini bildirirse de geç kalır. Fransa kralı Tapınakçıların tutuklanmasında ve malvarlığına el konulmasında kararlıdır.

Tapınakçıların Büyük Üstadı Jacques de Molay, bu kargaşa arasında Avrupa krallarını ziyaret etmekte ve tarikatı sağlama almaya çalışmaktadır. Özellikle İngiltere’yi ve Londra’yı ziyaret eder, İngiltere kralı Birinci Edward ile görüşür. Zira Tapınakçıların bankacılık ve diğer faaliyetleri yönünden Avrupa’daki en önemli iki merkezden biri Paris, ikincisi ise Londra’dır. Tapınakçıların önemli bir bölümü de İskoçya, İrlanda ve İngiltere’de yaşamaktadır.

Başta İngiltere kralı olmak üzere birçok Avrupa krallığının karşı çıkmasına rağmen, Papa Clemens’e baskı yaparak Tapınakçıların aforoz edilmesini sağlayan kral Altıncı Filip, Büyük Üstat Molay dâhil, ele geçirebildiği tüm Tapınak şövalyelerini tutukladı.  Tapınakçılar sapkınlık, homoseksüellik, küfür ve İsa’yı inkâr etme suçlarından yargılandılar ve 1314 yılında yakılarak öldürüldüler. Durumu günler öncesinden anlayan Tapınakçılar ise Paris Tapınağındaki tüm malvarlığını da alarak kendilerini koruyacak olan başta İngiltere ve İskoçya olmak üzere, Papa’nın elinin uzanamayacağı çeşitli Avrupa ülkelerine yerleştiler.

Papa’nın emriyle Tapınak şövalyelerine ait şatolar, çiftlikler, banka olarak kullanılan tapınak evleri ve kaçırılamayan paralar, Hospitalye Şövalyelerine devredildi. Dolayısıyla Fransa kralı Tapınakçıların malvarlığına el koyma amacına ulaşamadı.

Büyük Üstat yakılırken, Papa’yı ve Fransa kralını lanetlediği, yılsonuna kadar her ikisinin de öleceğini söylediği rivayet edilir (KABALA etkisi mi?). Kaçabilen şövalyeler de intikam yemini ederler. Gerçekten de aynı yıl Papa ölür (?), Fransa kralı da öldürülür.

Masonlar, Tapınakçıların büyük üstadı Jacques de Molay anısına, 30. Derece masonluğa "Siyah ve Beyaz Kartal Şövalyesi (Knight of the Black and White Eagle)" adını vermişlerdir. Bu durum aynı zamanda Jacques de Molay’ın 30. Derecede mason olduğunu göstermektedir.

 

MALTA (RODOS) ŞÖVALYELERİ

Daha Kıbrıs’ta iken gözden düşen Tapınakçılar Tarikatı üyelerinden bir bölümü Hastane Şövalyelerine katılmış, bu katılım Hastane Şövalyelerinin Rodos’u işgali ile artmış, Tapınakçılardan yakalananların yakılması sırasında ve sonrasında yeraltına inenlerin dışındakiler de Hastane (Rodos) şövalyelerine dâhil olmuştur.

Ancak yine de Tapınak Şövalyelerinin büyük bir kısmı İskoçya’ya sığınmış ve zamanla burada güçlenmiştir.

Rodos şövalyeleri, Rodos adasını bağımsız bir devlet haline getirmiş, giderek güçlenmiş, üstün savaş gücüne sahip bir donanma kurmuştur. Genellikle Osmanlı Devletine karşı denizlerde savaşmıştır.

1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman emriyle Rodos fethedilir ve şövalyelerin tümü adadan atılır.

Rodos Şövalyeleri 8 yıl kadar denizlerde dolaştıktan sonra, Roma – Germen imparatoru Beşinci Karl tarafından kendilerine Malta adası tahsis edilir.

Bu kez de MALTA ŞÖVALYELERİ adıyla şöhret bulurlar.

Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Osmanlı donanması 1565 yılında Malta’yı kuşatırsa da Sicilya’nın da Şövalyelere yardıma gelmesiyle kuşatma sonuçsuz kalır. Bu durum, Malta şövalyelerinin Avrupa kralları tarafından yüceltilmesine neden olur.

1798’de Napolyon Bonapart Malta’yı alır ve şövalyeleri adadan kovar. Bu tarihten sonra Malta Şövalyeleri Tarikatının merkezi Roma’ya taşınır. Halen de uluslararası bir kuruluş olarak Roma’da faaliyetini sürdürmektedir.

Napolyon, Malta şövalyelerinin tüm hazinesini Fransa’ya taşır ve ada hâkimiyetini sürdürür.

Malta şövalyeleri İngiltere’den yardım ister. İngiltere 1800 yılında adayı Fransızlardan temizler ve yeniden Malta Şövalyelerine vermek ister, ancak halk kabul etmez, İngiltere himayesinde kalmaya devam eder.

1964’te bağımsızlığını ilan eden Malta’dan İngilizlerin tamamen çekilmesi 1979 yılını bulur.

Bağımsız bir devlet olmasına rağmen Malta, halen bayraklarında şövalyelerin sembolünü kullanmaktadır ve Malta Şövalyeleri tarikatının Büyük Üstadının sarayı da Malta’dadır.

BÜYÜK ÜSTADIN MALTA’DAKİ SARAYININ İÇİ

Merkezi Roma’da olan Malta Şövalyeleri tarikatı, bir devletten yoksun olmasına rağmen Birleşmiş Milletlerde temsilci bulundurmaktadır ve 104 ülkeyle diplomatik ilişkisi vardır. Yeşile boyalı bu ülkelerin dünya haritasındaki görünümü alttadır. Bunlardan birçoğunda dokunulmazlıkları ve ayrıcalıkları bulunmaktadır.

DİĞER ŞÖVALYELER

Aslında tarihte iz bırakmış 5 büyük şövalye tarikatı bulunmaktadır. Bu yazıda anlatılan ilk ikisi Tapınakçılar ve Malta Şövalyeleridir.

Üçüncüsü Töton Şövalyeleri olarak ünlenen Alman şövalyeler tarikatıdır. Filistin’deki kıyı kenti Akka’da 1192 yılında kurulan tarikat, sırasıyla Venedik, Marienburg, Königsberg, Mergentheim ve Viyana’yı merkez edinmişlerdir. Dikkat edilirse kuruluş tarihinde Akka, aynı zamanda Tapınakçıların ve Malta Şövalyelerinin de merkezidir. Şövalyeler, üzerinde siyah bir haç olan uzun beyaz elbiseler giyerlerdi.

Dördüncüsü St. Jacques De L’epee (Santiago del İspana) Şövalyeleri İspanyol ve Portekizliler tarafından 1161 yılında kurulmuş, kuruluşları 1200 yılında onaylanmıştır. Kuruluş gayeleri Tapınak Şövalyeleri ile benzerdir.

Beşinci şövalye grubu Kutsal Türbe (Holy Sepulchre) Şövalyeleridir. Hazreti İsa’nın defnedildiğine inanılan Kudüs’teki bina yıkıntısı etrafında örgütlenmişlerdir. Doğrudan Vatikan tarafından görevlendirilen Rahibe/şövalye grubu tarafından oluşturulmuştur.

Şövalye tarikatlarının tamamı, aynı yıllarda, aynı yerlerde (Kudüs, Akra, Kıbrıs) faaliyet göstermişler, fikir, yapılanma ve uygulamalar bakımından birbirlerinden etkilenmişler ve benzer hale gelmişlerdir.

 

TAPINAKÇILAR ve MASON LONCALARI 

  

Hazreti Süleyman Aleyhisselam zamanında, Filistin topraklarında Sur Krallığı bulunuyordu. Sur kralı Hiram ile Hazreti Süleyman arasında barış anlaşması vardı.

Hazreti Süleyman, saray ve mabet yaptırmak istediğinde Sur kralından inşaat ustası ve inşaat işçileri ister.

Sur kralı da kendi ismini (Hiram) taşıyan ustasıyla yeteri kadar inşaat elemanı gönderir.

Bir görüşe göre Hiram Usta Mısırlıdır ve Mısır mimarisinin sırlarına sahiptir. Hiram usta saray ve mabet inşaatında çalışanlarla bunun için gerekli taşocağı ve ağaç kesimi çalışanlarını örgütler.

Büyük usta Hiram’ın altında ustalar, ustaların altında kalfalar, kalfaların altında çıraklar ve işçiler vardır. Mimarlığın sırları Hiram Ustadadır. İnşaat sektöründeki bu örgütlenme daha sonraları Mason Loncası (Loca değil) adını alır. Çünkü rivayete göre Hazreti Süleyman döneminde baş mimara mason denilmektedir.

Hiram usta, gizli mimarlık bilgilerini kendisinden zorla öğrenmek isteyen üç ustası tarafından öldürülür. Hazreti Süleyman, bu gizli bilgileri tayin ettiği yeni baş mimara öğretir. Yeni baş mimar, saray ve Süleyman Mabedi inşaatı tamamlandıktan sonra ortadan kaybolur.

Tapınak Şövalyelerinin Kudüs’te Süleyman Mabedinin (Mescid-i Aksanın) bulunduğu dağa ve Mescid-i Aksaya yerleşmelerinin en önemli sebebi, mukaddes Emanetlere sahip olmak ve Baş Mimarın sırlarına ulaşmaktı. Büyük ihtimalle de ulaştılar ki sonraki yüzyıllarda Mason Loncaları Avrupa’da kuruldu ve Fransa, İngiltere, İspanya, Roma, İngiltere, İrlanda, İskoçya, Rusya gibi ülkelerde önemli mimari eserler gerçekleştirdiler.

Böylelikle Tapınakçılar, Mason Loncalarını bünyelerine almışlar ve onunla bütünleşmişlerdir. Bu bütünleşmede, Mason Loncalarının “usta-kalfa-çırak” sistemiyle Tapınakçı tarikatının “piramitsel” sistemini birleştirmiş ve MASON LOCALARI adıyla yeni bir sistem kurmuşlardır. Dolayısıyla kendilerini gizlemekte başarılı olmuşlar, yeniden teşkilatlanmışlardır.

Tapınak Şövalyelerinin Mason Loncalarını kullanmaları ve sonrasında Mason Locaları olarak örgütlenmeleri sırasında amblemlerinde kullandıkları şekiller, Hiram Ustanın loncası, İsrailoğulları ve Mısır kültü kaynaklıdır. Kendilerine ait Kartal, Aslan, kral tacı (kale/kule) da kullanılan semboller arasındadır.

Mısır kültüne ilişkin sembolleri kullanmaları, Hiram Usta, İsmailiye mezhebi mensubu Fatımiler ve Hasan Sabbah’la kurdukları ilişkiler sonucudur.

 

TAPINAKÇILAR ve HASAN SABBAH

Tapınak Şövalyeleri ile Hasan Sabbah ve örgütü arasında yakın bir ilişki oluşmuştur.

Hasan Sabbah, Kum kentinde doğmuştur. Doğum tarihi kesin değildir. Babası Şii mezhebinin İsmaililik kolundandır.

Genel anlamda Şiilere göre 12 İmam silsilesi Hazreti Caferi Sadık’tan sonra Musa El-Kazım ile devam eder. İsmaililik mezhebine göre ise Caferi Sadık’tan sonraki imam İsmail bin Cafer el-Mübarektir. İsmaililik mezhebi Mustalilik, Hafızilik, Nizarilik, Dürzilik ve Karmatilik gibi kollara ayrılmıştır.

Hasan Sabbah’ın bağlı olduğu kol Nizariliktir. Nizarilere Elemutlar (Alamut Kalesi mensupları) veya Sabbahiye adı da verilmiştir.

İsmaililik mezhebinin ilk temel inancı peygamberliğin sona ermediği, döngü halinde her yedinci imamda yeniden tecelli ettiğidir. Bu nedenle mezhebe “Yedicilik” adı da verilmiştir. Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın son peygamber olduğunun reddi söz konusudur.

İkinci temel inanç, Bâtıniliktir. Her görünenin arkasında görünmeyen bir gerçek, her ayet ve hadisin görünen anlamının arkasında görünmeyen bir anlam vardır. Gerçek de görünen anlam değil, görünmeyen anlamdır. Bu görünmeyen anlamı da ancak Natık İmam (peygamberlik kendisine devredilen imam) tarafından açıklanabilir. Böylece ayet ve hadislere nasıl işlerine geliyorsa o anlam verilir.

Bu bağlamda örneğin cennet tevil edilmiş, cennetin son İsmailî imamın gelişiyle ulaşılan hakikat olduğu, hakikate (gerçeğin bilgisine) ulaşınca da haram-helal, emir-yasak gibi şeriat hükümlerine gerek kalmayacağı şeklinde açıklanmıştır.

Bu doğrultuda Hasan Sabbah’ın müridinin müridi olan Hasan, kendisini son imam ilan etmiş ve Haşhaşilerden şeriat hükümlerini kaldırmıştır.

İnançlarına göre Allah, isim ve sıfatları olmayan mücerret bir varlıktır. Feyiz ve tecelli yalnızca imamlarına ve hanlarına aittir. Cennet ve cehennem vardır ama bu dünyadadır. Fikirlerine uymayan Kur’an ayetleri için de “Kur’an’da tahrifat var” iddiasında bulunmuşlardır.

İsmaili mezhebi mensupları, halifeliğin Hazreti Ali soyundan gelen imamlara ait olduğu savıyla Abbasilere ve Abbasilerle birlikte hareket eden Selçuklulara karşı savaşmışlar ve Mısır merkezli Fatımiler devletini kurmuşlardır.

Kahire’deki meşhur El-Ezher Medresesi (Üniversitesi) de Fatımiler zamanında İsmaililik mezhebi mensuplarınca, bu mezhep öğretilerinin yaygınlaştırılması için kurulmuştur. Mensupları içinden, imalat hatası olarak Kur’an ve Sünnete uygun düşünen ilim sahipleri çıksa da genel olarak bu üniversite, İslam bilgini adı altında İsmailiye mezhebinin öğretilerini İslam diye anlatmaya devam etmektedirler.

İkinci Haçlı seferi sırasında Fatımiler, ülkelerine dâhil olan Kudüs’ü fazla bir direnme göstermeden Haçlılara teslim etmişlerdir. Sonrasında da Selçuklulara karşı Tapınak şövalyeleriyle birlikte hareket etmişlerdir.

İsmailiye mezhebinin Nizarilik ve Musta’li kollarının ayrışması ise Fatımilerin başına ölen kralın Nizar adlı oğlu mu yoksa Musta’li adlı oğlu mu geçmeli tartışmasından doğmuştur. Tahta Musta’linin geçmesi üzerine, başlarında Hasan Sabbah’ın olduğu Nizariler ülkeden ayrılmışlar ve mezheplerini (Hazreti Âdem, Nuh ve Yahya dışında peygamber tanımayan Sabiiliği de yeniden diriltecek şekilde) İran ve Hindistan’da yaymışlardır.

Hasan Sabbah liderliğindeki Haşhaşin örgütü 1090 yılında kurulur. Hasan Sabbah, düşüncelerini yaymak ve Selçuklularla savaşta kendisine bir üs edinmek için Suriye, Irak ve İran’ı dolaşır. Sonunda İran’ın kuzeyinde, Hazar Denizinin güney kıyısında, yüksek bir kayalığın tepesinde kurulmuş Alamut (Elemut) kalesini beğenir. Kaleye ulaşan tek yol dar bir patikadır ve verimli bir vadiye sahiptir. Kalenin kralı Mehdi adlı bir Şii’dir. Hasan Sabbah kaleye önce misyonerlerini gönderir, zaten benzer inançlara sahip Alamut halkından büyük bir kısmını Haşhaşin tarikatına kazandırır. Misyoner, bir hile ile Haşhaşin haline gelmeyenlerin kaleden dışarı çıkmalarını sağlar ve kale kapısını kapatarak kaleye el kor. Hasan Sabbah bu kaleye yerleşir.

Hasan Sabbah, kendisine bağlı bir fedai ordusu kurar. Fedailer başta Selçuklu Devletinin ünlü veziri Nizamülmülk olmak üzere yüzlerce Selçuklu beyini ve İslam Âlimini suikastla öldürürler. Cengiz Hanı öldürmek üzere 40 kişilik fedai grubu gönderilir ama suikast girişimini haber alan Cengiz han tedbir alarak ölmekten kurtulur.

Nizamülmülk kaleyi kuşatırsa da ulaşımın imkânsızlığı nedeniyle alamaz. Nizamülmülk’ün vefatından sonra ise Haşhaşinler yeni kaleler edinirler.

Haşhaş kullanan ve kendilerine cennet vaat edilen fedailer ölmekten ve öldürmekten kaçınmayan kişiler haline gelir.

Tapınak Şövalyelerinin kurucusu ve büyük üstadı Hugues de Paynes’in, Alamut Kalesinde Hasan Sabbah’la görüştüğü kaydedilmiştir. Kaleye bir sandıkla girdiği ve fakat çıkarken yanında sandık bulunmadığı anlatılır. Büyük ihtimalle altın karşılığında suikast düzenlettirdiği ihtimal dâhilindedir.

Haşhaşin örgütünün kalelerini yıkan ve örgütün faaliyetlerine son veren Moğol hükümdarlarından Hülagu Handır.

Tapınak Şövalyeleri Haşhaşin ve diğer İsmailiye mensuplarıyla içli dışlı olmuşlar, bu ilişkiler sırasında İsmailiye inançlarından da etkilenmişlerdir. Öyle ki Papa, Tapınakçıların yok edilmesi kararını verirken, Tapınakçıların Müslüman olduğu ve haça tükürdükleri iddialarını da dikkate almıştır.

 

TAPINAKÇILAR ve MASONLUK 

İNGİLTERE BÜYÜK LOCASI AMBLEMİ

 

Dikkat edilirse İngiltere Büyük Locası amblemindeki sembollerle, Tapınak Şövalyelerinin sembolleri aynıdır: KARTAL, KALE / KULE, ASLAN, KRAL TACI, TAPINAKÇI KALKANI… İlave olarak araya pergel ve gönye ile üst bölüme güneş sıkıştırılmıştır.

 

Masonlukla ilgili en eski belgenin, 1390 tarihli Masonik Elyazması adlı şiir olduğu kabul edilmektedir.

Tapınakçıların bilinen son büyük üstadı Jacques de Molay’ın büyük üstatlığı gizlice bir başka tapınakçıya devrettikten sonra 1314 yılında öldürüldüğünü ve yakalanamayan Tapınak Şövalyelerinin Britanya (İngiltere), İrlanda ve İskoçya’ya sığındıklarını hatırlayalım.

1314 yılında İskoçya'nın İngiltere'ye karşı başlattığı zaferle sonuçlanan Bannockburn savaşında Tapınak Şövalyeleri, kendi kıyafet ve kılıçları ile İskoç kralı Robert Bruce'un yanında İngilizlere karşı savaşmışlardır. Bu savaştan sonra İngiltere’ye yerleşip kökleşmeleri daha kolay olmuştur.

Çok sayıda Mason locası da 16. Yüzyıl sonlarında İngiltere, İrlanda ve İskoçya’da ortaya çıkar. Mason Loncalarının ardına gizlenen Tapınak Şövalyeleri, yerleştikleri Büyük Krallıkta mason loncalarını Mason Locası haline çevirmiştir. Üstatlık hırsı ve mücadelesi, tek bir Mason Locası olarak örgütlenmelerine engel olmuş, onlarca mason locası kurulmuştur.

Bunlardan dördünün, 24.06.1717 tarihinde İngiltere’de bir araya gelmesiyle Londra Büyük Locası (Grand Lodge of England) kurulur. Diğer birçok loca da bu büyük locaya katılır.

Yukarıdaki İngiltere Büyük Locasının amblemindeki semboller de, mason localarının Tapınakçılar tarafından kurulduğunu açıkça göstermektedir.

Londra Büyük Locasının modernleşmeyi kabul etmesi ve loca ilkelerinde bazı değişiklikler yapması, gelenekçi locaların, 17.07.1717 tarihinde "İngiltere'nin Kadim Büyük Locası (Antient Grand Lodge of England-GLE)" isimli rakip büyük locayı kurmalarına sebep oldu.

İngiltere’nin bu atağına karşı 1725 yılında İrlanda Büyük Locası, 1736 yılında ise İskoçya Büyük Locası kuruldu.

İngilizlerin Amerika kıtasını işgali sırasında, Mason Locaları da Amerika’ya ihraç edilir ve çok sayıda İngiltere, İskoçya ve İrlanda Büyük Localarına bağlı localar kurulur. İngilizler Amerika’daki Fransızlara yenilip çekilmek zorunda kalsa da localar vasıtasıyla sistemlerini ve güçlerini ABD’ye yerleştirirler. Öyle ki ABD başkenti Washington, tümüyle Masonik sisteme göre oluşturulur. Bağımsızlık savaşından sonra ABD’deki her eyalette bağımsız (?) Mason Locaları kurulacaktır.

İngiltere’nin, sömürge kurmak istedikleri tüm ülkelere öncelikle bu örgütü gönderdikleri bilinmektedir. “Üzerinde Güneş Batmayan Ülke” haline de bu suretle gelmişlerdir.

Gönderilen örgüt, gönderildiği ülkede Truva Atı görevi yapmış, önemli kişileri örgüte üye yaparak ülkeyi parçalamış ve sömürge haline getirmiştir.

Masonluğun Tapınak Şövalyeleri tarafından kurulduğunu, Masonlar da kabul etmektedir. Öyle ki örneğin New York Mason Büyük Locasının en yüksek derecesinin adı Tapınak Şövalyesidir.

İngiltere Büyük Locası amblemi incelenirse, Tapınak Şövalyelerinin bütün sembollerinin bulunduğu görülecektir.

 

ŞÖVALYELİKTEN MASONLUĞA TEMEL HEDEFLER VE İNANÇLAR 

Şövalyelerin temel inancı Hristiyanlık olarak görülür. Bütün şövalye tarikatlarının görünen kuruluş amacının Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Hristiyanları korumak, ziyaret yollarını Müslümanlardan temizlemek, hristiyan hastaların tedavisiyle uğraşmak, Müslümanlara karşı savaşmak olduğu düşünülünce, doğal olarak hristiyan inancına sahip olduğu düşünülür. Kuruluş yıllarında bunun böyle olduğu da kabul edilebilir.

Oysa kuruluşlarındaki gizli amaç, paraya hâkim olmak ve bu suretle yönetenleri yönetmektir. Temel ilkeleri “Yöneten olmadan belirleyici ol, emretmeden yönlendir, yöneticilerin perde arkasındaki yöneticisi ol” diye özetlenebilir.

İlk bankacılığı kuranların ve zaman içinde tüm dünyayı banka şubeleriyle ağ gibi örenlerin Tapınakçılar olduğu dikkate alınınca amaçlarını gizledikleri açıkça anlaşılır. Paraya hâkim olduktan sonra hem Avrupa krallarını, hem de Papayı ve kardinalleri perde arkasından yönetmeye başlamışlardır. Bunu ilk anlayan da Fransa kralı olmuştur.

Bugün IMF ve Dünya Bankası dâhil dünyadaki tüm bankaların yönetimi veya yönlendirerek yönetimi de Şövalyelerin elindedir.

Amaca ulaşmak için, suikastlar dâhil her yol serbesttir. Suikastın önemli bir yol olarak benimsenmesinde Haşhaşilerle (Hasan Sabbah’la) ilişkileri etkili olmuştur.

Hristiyan olarak yola çıkan Tapınak Şövalyeleri, öylesine karmaşık örgütlerle ve topluluklarla ilişkiye girmişlerdir ki ortada Hristiyanlık, daha doğrusu din inancı kalmamıştır.

İlk ilişkiye girdikleri örgüt 1099 yılında Fransa’da kurulmuş bulunan Priory Of Sion (Siyon Tarikatı)’dur. Adını, Kudüs’teki Sion dağından almıştır. Tapınakçılar, gerçek amacı gizleme, önemli bilgileri sadece örgütün üst yönetiminin bilmesi (Ezoterizm) ve Kabala Sistemini Siyon Tarikatından almışlardır.

Dini emir ve yasakların olmadığı bir çağın (ki buna Aydınlanma Çağı adını verirler) hayalini İsmailiye mezhebine mensup Fatımilerden ve bunun bir kolu olan Nizarilik mezhebi lideri Hasan Sabbah’tan edinmişlerdir.

Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi de bir başka kaynaklarıdır.

Kudüs, Akka ve Fransa’da yakın ilişki kurdukları Yahudilerden de birçok inancı bünyelerine almışlardır.

Tapınakçıların ve sonrasında masonların inanç temelinde paganlık vardır. Babil, Sümer, Eski Mısır ve eski Romanın tabiat varlıklarını ve giderek kralları tanrı kabul eden görüşünü önemli ölçüde benimsemişlerdir.

Bu nedenledir ki hiçbir dinin mensubu olmadıkları halde amaçlarına ulaşmak için her dinden görünebilmektedirler. Bir dinden göründükleri zaman da amaçları o dinin temel usul ve inançlarını bozmak olmuştur. Örneğin İslam âleminde, bazılarınca mücahit ve âlim sıfatıyla tanıtılan Cemalettin Afgani ile öğrencileri Muhammet Abduh ve Muhammet Reşit Rıza bunlardandır.

 

OSMANLININ YIKILIŞINDA TAPINAKÇILAR

1717’de küçük gruplar halindeki mason locaları İngiltere Büyük Locası adı altında birleşirken, Osmanlı topraklarında da ilk mason locası Fransız masonları tarafından kuruluyordu(1721). Çünkü Kudüs’ün yeniden Tapınakçıların eline geçebilmesi Osmanlı devletinin yıkılışı ile mümkün görülüyordu. Ayrıca Osmanlı tarafından Rodos adasından sürülmelerinin intikamını da almaları gerekiyordu.

Bundan sonra localar peş peşe kurulmaya başlar. 1738 yılında İstanbul, İzmir ve Halep Locaları, 1748 yılında ise İskenderun locası İskoç ve İngiltere Büyük Locaları tarafından kurulur.

Ancak kurucuları henüz yabancılar yani gayrimüslimlerdi. Mason localarına kayıt olduğu bilinen ilk Osmanlılar Macar asıllı matbaacı İbrahim Müteferrika ve Osmanlıda 1755 yılında 5 ay kadar sadrazamlık da yapmış olan Yirmisekiz Çelebizade Sait Çelebi'dir.

1748 yılında Sultan Birinci Mahmut tarafından yayınlanan fermanla mason locaları kapatılır. Ancak 1754’te Birinci Mahmut’un vefatının (?) hemen ardından 1760’ta İstanbul’da yeni localar açılır.

İkinci Mahmut devrinde, 1826 yılında Yeniçeri ocağının kaldırılması sırasında localar yeniden kapatılır.

Sultan Abdülmecid döneminde, 1839 yılında kabul edilen Tanzimat Fermanı sonrasında, 1856’dan itibaren localar Osmanlının birçok şehrinde yeniden faaliyete geçer. Zaten Tanzimat Fermanını (Gülhane Hattı Hümayunu) padişah Abdülmecit’e dayatan Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa da bir masondur. Mustafa Reşit Paşa’nın Meclis-i Maarif üyeliğine atadığı Şinasi, Şinasi’nin öğrencisi Namık Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Mithat Paşa ve Ziya Paşa, Yunanistan (Selanik) merkezli kurulan I. Proodos Locası üyeleridir.

Abdülmecit Hanın oğlu Murat’ı (5. Murat namıyla 93 gün padişah olmuş ve akıl hastalığı nedeniyle tahttan indirilmiştir) mason yapmak için bu loca tarafından Namık Kemal ve Ziya Paşa görevlendirilir.  Bunlar da hile ile Abdülmecit’i ikna edip Ziya Paşa veliaht Murat’a, Namık Kemal ise Murat oğlu Selahattin’e hocalık görevini alırlar. İtalya'daki Carbonari Cemiyeti üyelerinden ve aynı zamanda mason olan Doktor Kapoleone İstanbul'a getirtilerek çeşitli referanslar sonucunda Veliahda özel doktor yapılır. Kurulan şeytan üçgeni sonucu Beşinci Murat, aynı locada mason yapılır.

1861 yılında Mısır asıllı Osmanlı prensi Abdulhalim Paşa tarafından ilk resmi birleşik büyük mason locası “Makbul İskoç Riti Şurayı Ali-i Osmani” adıyla kurulur. Kurulmasına yardımcı olan Fransız Yüksek Şurasıdır.  Ancak Osmanlı sultanlarından birçoğunun masonlara karşı mücadelesi, locanın açık faaliyet yapmasını önlemiştir.

Abdülmecit’ten sonra tahta Abdülaziz çıkar. Sultan Abdülaziz masonlara karşı savaş açmışsa da Mithat Paşa ve Ziya Paşa gibi masonların önayak olduğu bir grup tarafından 1876 yılında tahttan indirilmiş ve suikast sonucu öldürülmüş, ölümüne de intihar süsü verilmiştir.

Abdülaziz Handan sonra 93 gün padişahlık yapan Sultan 5. Murat’tan sonra Sultan II. Abdülhamit Han tahta çıkar ve 1909 yılına kadar tahtta kalır. Masonların, Abdülhamit Hana karşı 5. Murat’ı ellerinde koz olarak tutmaları nedeniyle ilk yıllarında masonlara karşı açıkça savaşamamıştır. 1904 yılında 5. Murat’ın ölümüyle asıl mücadele başlamıştır. Ancak masonlar da artık çok güçlüdür. İstanbul, İzmir, İskenderiye, Antakya, Halep, Selanik gibi önemli şehirler artık masonların yuvalandığı birer merkez haline gelmiştir. Sadrazamların, paşaların, şeyhülislamların, yazarların, şairlerin çoğunluğu artık gizlice locaların emrindedir. Arapları Osmanlı aleyhine kışkırtan Mekke Şerifi Hüseyin dahi İngiltere emrinde bir masondur.

 

İMPARATORLUĞUN SONU: ABDULHAMİD HANIN HAL’İ

Masonluğun da kurucusu olan Tapınak şövalyelerinin en büyük hedefi Kudüs’ü Müslümanların elinden yeniden almaktır. Bu da Yahudilerin Filistin topraklarına yerleştirilmesiyle mümkün olabilecek bir durumdur. Sultan Abdülhamid ise bir yandan Yıldız Hafiye Teşkilatı ile masonlar üzerinde baskı kurarken, diğer yandan Yahudilerin Filistin’e yerleşmesini bir fermanla yasaklamıştır.

Bu nedenle Tapınakçılar için tek çare Abdülhamid Hanın saltanatının sona erdirilmesidir.

Bu amacı gerçekleştirmek için Jön Türkler adıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti kurulur. Zamanımızda da uygulandığı üzere her örgüt için bir de karşı örgüt kurulması gerekmiş ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuştur. Her iki cemiyette de bol miktarda mason bulunmaktadır. Ancak mason Damat Ferit Paşa başkanlığında kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası fazlaca varlık gösterememiştir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti ise öncelikle Sultan Abdülhamid Hanı tahttan indirmiş, sonrasında Osmanlı hükümetlerinin oluşturulmasında görev almış, Filistin’e Yahudilerin yerleşmesi yasağını kaldırmış, daha sonra Osmanlı Devletini Birinci Cihan Harbine sokarak, Osmanlı topraklarının parçalanmasına sebep olmuştur.

İttihat Terakki Cemiyeti, 1889 yılında Aluş Ağa başkanlığında İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Çerkez Mehmet Reşit, Hüseyinzade Ali, Konyalı Hikmet Emin, Cevdet Osman, Kerim Sebati, Mekkeli Sabri, Selanikli Nazım, Şerafettin Mağmumi, Asaf Derviş, Ali Rüşdi ve Giritli Şefik tarafından kurulur. Tanzimat Devri masonlarının kurduğu Genç Osmanlılar Cemiyetinin devamıdır.

Örgütlenme şekli olarak İtalyan Carbonari Mason Teşkilatı’nın örnek alınması ve hücreler halinde yapılanması, her üyeye bir sıra numarası verilmesi kararlaştırıldı. Kuruluş amacı olarak Meşrutiyet yönetiminin kurulması ve İkinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesi hususu benimsendi.

Kurucuların hepsi de ilginç kişiliklerdir. Örneğin, Necip Fazıl Kısakürek’in “Allah Düşmanı Cevdet = Aduvvullah Cevdet) adını taktığı Abdullah Cevdet, Türk ırkının saflaştırılması için Macaristan’dan damızlık erkek getirilmesini teklif etmiş, bir yandan Kürt Teali Cemiyetinin, bir yandan da İngiliz Muhipleri Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır.

İttihat Terakki cemiyeti mensuplarının bir kısmı İngiltere (Manastır kolu), diğer kısmı ise Almanya (Selanik kolu) sevdalısıdır. Birinci Cihan Harbine de bu kargaşa içinde Almanya saflarında girilmiş, İngiliz taraftarı paşalar ise savaşın kaybedilmesinde büyük rol oynamıştır.

1908 yılı Temmuz’unda İttihat Terakki Cemiyeti denetiminde İkinci Meşrutiyet ilan edilir.

Nihayet 13 Nisan 1909 tarihi gelir. İttihat Terakkinin Manastır kolu ünlü 31 Mart isyanını tertipler. “Şeriat isterük” naralarıyla Meclisi Mebusanı kuşatan topluluğun başında İngiliz Gizli Servisi ajanı olan Derviş Vahdeti vardır. İslam kisvesi altında halkı ayaklandırır. Ne hikmetse İslam’ı savunduklarını söyleyen grubun ilk yaptığı iş, başta İngiltere elçiliği olmak üzere tüm hristiyan ülke elçiliklerini koruma altına almaktır.

Bu arada hükümet istifa eder ve İngilizlerin desteklediği bir hükümet kurulur. Ancak ayaklanma sırasında halk tarafından birçok ittihatçı da öldürülür.

Sonrasında küçük bazı direnmeler dışında isyan bastırılır ve Abdülhamit Han yeniden duruma hâkim olur.

Bunun üzerine İttihat Terakkinin Selanik kolu, iplerin ellerinden kaçtığını görüp kurtarıcı rolünde harekete geçer. 1909 yılında Selanik’te Hüseyin Hüsnü Paşa komutasında Hareket Ordusu kurulur. Mustafa Kemal ise ordunun kurmay başkanıdır. Orduya bu adı da Mustafa Kemal koymuştur. Hareket Ordusunun padişaha ve elçiliklere karşı okunacak bildirisini kaleme alan da Mustafa Kemal’dir.

Ancak ne hikmetse ordu İstanbul kapılarına ulaştığında İttihat Terakki tarafından ordunun başına Mahmut Şevket Paşa, kurmay başkanlığına da Berlin'den adeta koşarak gelen Kurmay Binbaşı Enver getirilmiş, Mustafa Kemal perde arkasına çekilmiştir. Şöyle de düşünülebilir: Hüseyin Hüsnü Paşa ve Mustafa Kemal’in gayesi padişahı tahttan indirmek değildi, bu nedenle geri plana itildiler.

Hareket Ordusu, mason localarının ve İttihat Terakki Cemiyetinin oluşturduğu gönüllülük esasına dayalı bir topluluktur. İttihat Terakki üyesi subaylar, Jön Türkler, Bulgar komitacıları, Rumlar, Selanikli Yahudiler, Sabetayistler,  Makedonlar da orduya katılmıştır.

Sultan Abdülhamit, “Müslüman kanı dökülmesin” diye Hassa Alayını harekete geçirmez. Hareket Ordusu İstanbul’a girer ve 27 Nisan 1909’da Abdülhamit tahttan indirilir.

Ne hazindir ki Abdülhamid Hanın padişahlıktan azli fetvasını kaleme alan, Cumhuriyet devrinde Mustafa Kemal’in emriyle Kur’an Tefsiri yazan Muhammet Hamdi Yazır’dır.

İttihat Terakki tarafından Sultan Abdülhamid Hana hal’ edildiğini bildirmek üzere gönderilen heyette bulunanlar, Arif Hikmet Paşa (Boşnak), Aram Efendi (Ermeni), Esat Toptani (Arnavut) ve Emanuel Carasso (Yahudi)’dur.  Jön Türkler, oluşturdukları heyete bir tane bile Türk bulamamışlardır.

Böylelikle, Ermeni isyanını bastıran ve Kudüs’ü Yahudilere yurt olarak vermeyen Sultandan intikam alınıyordu.

Üstelik hal’in tebliği, Yahudiliğin simgesi olan 7 Kollu Şamdan resmi bulunan özel bir odada yapılıyordu.

 

MASONLARIN KALEMİNDEN İTTİHATÇILAR VE ABDÜLHAMİD

Türkiye Özgür Masonlar Büyük Locası sitesinden okuyalım:

“1909’dan önce, Osmanlı İmparatorluğu ve ona bağlı bölgelerin topraklarında bağımsız bir obediyans (uluslararası mason büyük locasına bağlı küçük oluşum) bulunmamaktaydı. Ama daha 1820’lerde, pek çok yabancı mason locası ülkenin değişik yerleşim bölgelerinde kurulmaya başlamışlardı. İstanbul’da, Makedonya’da, Trakya’da, Epir’de (Yanya dolayları), İzmir’de, Silisya’da (Çukurova bölgesi), Suriye’de, Filistin’de ve Mezopotamya’da ağırlık kazanan bu oluşuma, diğer bölgeler de katılıyorlardı. Bu localar genellikle İtalya, İspanya ve Fransa Süprem Konseyleri, Büyük Localarına bağlı olarak çalışıyorlardı.

Bu localarda genellikle az sayıda Türk vardı. Ağırlıklı olarak ülkede uzun ya da kısa süreler için bulunan yabancıların katıldığı toplantılarda, ülkenin öz vatandaşı olmakla beraber, azınlık statüsünde yabancı güçlerce hakları korunan Hıristiyan ya da Museviler de çalışıyorlardı.

Türkler, ya da genel bir tanımlamayla Müslümanlar, masonluğa pek az ilgi gösteriyorlardı. Bu, bizim görüşümüze göre, iki temel nedene dayanıyordu: Bağnaz ve cahil halk yığınlarında, mason sözcüğünün bir aşağılama olarak kullanılmakta olması ve Ülkenin tüm vatandaşlarının ama özellikle Türk olanlarının baskısı altında ezildikleri çok katı “ispiyonculuk rejimi”. (İspiyonculuk derken, Sultan Abdülhamit Hanın Yıldız İstihbarat Teşkilatı kastediliyor – HK)

Ancak, aydınlanmış olan Türklerin, masonluğun ülküsüyle bağdaşmayacak nitelikte olduklarını söylemek asla adil ve gerçekçi bir yargı olmaz.

Türkiye’de dinsel ve politik bağlamda göreli bir özgürlük ortamı doğar doğmaz (Abdülhamid Hanın tahttan indirilişi kastediliyor – HK), Türkler yüzlerce kişilik istekli topluluklar halinde localarda yerlerini almaya başlamışlardır. Bunların içinden birçokları, erdem ve masonik bilinç açılarından örnek olacak niteliktedirler.

Meşrutiyet duyurusuna temel oluşturan ve tiran 2. Abdülhamid’in devrilmesine neden olan Jön Türk devrimi, Makedonya mason localarında ve özellikle de Selanik’te hazırlanmıştır.

İtalya’ya bağlı Macedonia Risorta, Fransa’ya bağlı Veritas ve Labor et Lux ile İspanya’ya bağlı Perseverencia bu konudaki odak noktalarını oluşturmuşlardır.

Devrimci Jön Türk komitesi, İstanbul’a gelip yerleşmişti. Şefleri Talat Paşa, Mithat Şükrü Bey, Rahmi Bey, Mazliah Nesim, Galip Paşa, Emanuel Carasso bir araya geldiler ve yabancı Süprem Konseylerin de desteğiyle bir Osmanlı Ulusal Büyük Locası oluşumunu sağladılar. Bu amaçla, İstanbul’da yabancı Obediyanslara bağlı localarla ilişkiye girdiler ve önceki sayfalarda belirttiğimiz gibi, tekliflerine yasal ve çok sıcak bir destek sağladılar.

Bu şekilde, örneğin, eski bir İtalyan locası olan ve uzun zamandır Roma Büyük Locasına bağlı olarak çalışan Bisanzio Risorta Locası, olduğu gibi Türkiye Büyük Locasının kuruluşuna katılıverdi.

Bir ulusal Türk masonluğu kurmak isterken, Jön Türklerin iki amacı vardı: (İlk olarak) Açılım kazanmakta olan özgürlük rejiminden yararlanmak ve özgür bir ortam bulunca politik ve ulusal bağlamda ortaya çıkan iyileşme doğrultusunda, bağımsız bir Türk Masonluğunun oluşumunu sağlamak. (İkinci olarak) Hatırı sayılır sayıda karşı tepki almaya devam eden özgürlük ortamını savunabilecek ve tutunduracak özgürlük yanlılarının yetişeceği bir ocak oluşturmak.

Ama kısa sürede, Jön Türklerin karşı görüşleri susturmak ve etkin olabilmek için locaları yandaşlarıyla doldurduğu söylentisi açık açık söylenir oldu. Masonlar Jön Türklerin bu hızlı çoğalışından yakınıyorlardı.

Devrimci Jön Türk komitesine yakın olmaktan başka hiçbir özelliği olmayan kişiler, localarda toplanıyorlar, hatta hiçbir karşı tutuma olanak tanınmaksızın masonluğa katılıyorlardı. 
Uzun bir süre, İstanbul’daki locaların yönetiminde görev alanların neredeyse tamamına yakını Jön Türk kökenli militan ya da devrim komitesine oldukça yakın partililerden oluştu.

Öyle ki, oturumlar, Masonların saygın çalışmalarından çok, İttihat ve Terakki Partisinin toplantılarını çağrıştırır oldu.

Saygıdeğer ve mason localarına girebilecek nitelikte pek çok kişi, sadece İttihat ve Terakki’nin politikalarını benimsemedikleri için acımasızca reddedildiler. Eski rejime yakın bulunan ya da eski rejimin yakınlarının tanışı olanlara da benzer uygulamalar yapıldı.

İstanbul’u işgal eden Makedonya Ordusunda (Hareket Ordusu), önemli sayıda mason vardı. Senatörler, mebuslar, polisler, jandarma yetkilileri, her kesimden ve her düzeyde memurlar localara dolmaya başlamışlardı. Gerçek bir karmaşa yaşanıyordu. Herkes, yeni rejimin yöneticilerine hoş görünmek için mason olmak istiyordu. İçten dileğiyle bir locaya katılan kardeşlerin sayısında büyük düşüş olmuştu. Bu durum, bir yıldan fazla sürdü. Ne mutlu ki, korkulduğu kadar kötü sonuçlarla karşılaşılmadı.

Gerçekten de, Jön Türkler görev ve sanları dağıtmaya bir son verince, Devletin bütçesinden geçinmek için, herhangi bir görev alabilmeyi aklına koymuş ve bu amaçla aydınlanmış olan bütün masonlar, hep birlikte çalışmalara gelmez oldular. Öyle ya, artık bulabilecekleri hiçbir somut çıkar kalmamıştı!”

Türkiye Özgür Masonlar Büyük Locası sitesinin yazısı burada sona eriyor. Bilmem mesele anlaşılabildi mi?

 

ABDÜLHAMİD HAN VE OSMANLI BANKASI

  

Abdülhamid Hanın tahttan indirilmesinin önemli bir sebebi de milli bir devlet bankası kurmak istemesidir.

Çünkü paraya hâkim olan devlete hâkim olur. Bu ise Tapınakçıların hiç de arzu etmediği bir durumdur.

1854 yılında Kırım Savaşı sırasında yurt dışından ilk kez borçlanan Osmanlı Hükûmetinin dış borçların ödenmesi konusunda aracılık görevi üstlenecek bir devlet bankasına ihtiyaç duyması üzerine, 1856 yılında merkezi Londra’da bulunan İngiliz sermayeli “Ottoman Bank (Bank-ı Osmanî)” kurulmuştur. (Tanzimat Dönemi)

Bankanın yetkileri küçük miktarlarda kredi vermek, Hükümet’e avans sağlamak ve bazı Hazine bonolarını iskonto etmekle sınırlandırılmıştır.

Resimdeki Fransa tarafından banka adına imal edilen hatıra küllükteki haçlar ve taç, bankanın sahiplerinin Tapınakçılar olduğunu göstermektedir.

1863 yılında Ottoman Bank kendini feshederek İngiliz-Fransız ortaklığı şeklinde “Bank-ı Osmanî-i Şahane (Osmanlı Bankası)” adını almış ve bir devlet bankası niteliği kazanmıştır.

(Tapınakçıların 2 merkez bankasının Fransa ve İngiltere'de olduğunu hatırlayalım: Paris Tapınağı ve Londra Tapınağı)

Bankaya otuz yıllık bir süre için banknot basma ayrıcalığı ve tekeli verilmiştir. Banka ayrıca devletin haznedarlığını üstlenerek devlet gelirlerini tahsil etmek, Hazinenin ödemelerini yerine getirip bonolarını iskonto etmek, iç ve dış borçlara ilişkin faiz ve anapara ödemelerini yapmakla da görevlendirilmiştir.

Osmanlı Bankasının sermayesinin yabancılara ait olması zamanla tepkilere yol açmış, bu tepkiler bir merkez bankasına olan ihtiyaç doğrultusunda ulusal bir merkez bankası kurulması fikrinin temelini oluşturmuştur. Sultan 2. Abdülhamid Hanın talimatıyla, yerli sermayeye dayalı bir merkez bankası kurma çabaları, tahttan indirilmesiyle sonuçsuz kalmıştır.

İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından ise 11 Mart 1917 tarihinde “Osmanlı İtibar-ı Millî Bankası” adıyla ikinci bir devlet bankası kurulmuştur.

Osmanlı İtibar-ı Millî Bankası 1927 yılında Türkiye İş Bankasıyla birleştirilmiş, Osmanlı bankası ise 2001 yılında Garanti Bankası bünyesine katılarak faaliyetine görünüşte son verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası sermayesinin yaklaşık % 2,5'u halen Garanti Bankasına,  % 2,5'u ise Türkiye İş Bankasına aittir.

 

ABDÜLHAMİD HAN’DAN ŞAZELİ ŞEYHİNE MEKTUP

“Ya Hu”

Bismillahirrahmanirrahim ve bihi nestain

Elhamdülillahi rabbilalemin ve efdalü salati ve ettemmü teslim ala Seyyidina Muhammedin resulü rabbulalemin ve ala alihi ve sahbihi ecmain ve tabiine ila yevmüddin. 

İşbu arîzamı tarikat-i Şazeliye Şeyhi vücutlara ruh ve hayat veren ve cümlenin efendisi bulunan Eş-şeyh Mahmud Ebüşşamât Hazretlerine ref’ ediyorum: 

Mübarek ellerini öperek ve dualarını rica ederek selâm ve hürmetlerimi takdimden sonra arz ederim ki, sene-i haliye şehr-i Mayısın 2. günü tarihli mektubunuz vasıl oldu. Sıhhat ve selâmette daim olduğunuzdan dolayı Allah’a hamd ve şükürler ettim.

Efendim, evrâd-ı Şazeliye kıraatine ve vazife-i Şazeliyyeye, Allah’ın tevfikiyle gece ve gündüz devam ediyorum. Ve bu vazifeleri edâya muvaffak olduğumdan dolayı  Allah Teâlâ Hazretlerine hamd ederim ve dâvet-i kalbiyenize daima muhtaç olduğumu arz ederim.

Bu mukaddimeden sonra, şu mühim meseleyi zat-ı reşadetpenahilerine ve zat-ı semahatpenahilerin emsali ukulü selim sahiplerine tarihî bir emanet olarak arz ederim ki, ben Hilâfet-i İslâmiyeyi hiçbir sebeple terk etmedim. 

Ancak ve ancak ‘Jön Türk’ ismiyle maruf ve meşhur olan İttihat Cemiyeti’nin rüesasının tazyik ve tehdidiyle Hilâfet-i İslâmiyeyi terke mecbur edildim. Bu ittihatçılar, Arazi-i Mukaddese ve Filistin’de Yahudiler için bir vatan-ı kavmî kabul ve tasdik etmediğim için ısrarlarında devam ettiler. 

Bu ısrarlarına ve tehditlerine rağmen ben de katiyen bu teklifi kabul etmedim. Bilâhare yüzelli milyon altun İngiliz lirası vereceklerini vaat ettiler. Bu teklifi dahi katiyen reddettim ve kendilerine şu sözle mukabelede bulundum: “Değil yüzelli milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altun verseniz bu tekliflerinizi katiyen kabul etmem! Ben otuz seneden fazla bir müddetle Millet-i İslâmiyeye ve Ümmet-i Muhammediye’ye hizmet ettim. Bütün Müslümanların ve salatin ve Hulefa-i İslimiye’den aba ve ecdadımın sahifelerini karartmam ve binaenaleyh bu tekliflerinizi mutlaka kabul etmem” diye kat’’î cevap verdikten sonra hal’imde ittifak ettiler.

Ve beni Selanik’e göndereceklerini bildirdiler. Bu son tekliflerini kabul ettim ve Allah Teâlâ’ya hamdettim ki ve ederim ki; Devlet-i Osmaniye ve Âlem-i İslâm’a ebedî bir leke olacak olan tekliflerini, yani Arazi-i Mukaddese ve Filistin’de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmedim. İşte bundan sonra olan oldu. Ve bundan dolayı da Mevlâ-yı Müteal Hazretlerine hamd ederim. 

Bu mühim meselede şu maruzatım kâfidir. 

Ve şu sözlerimle mektubuma hitam veriyorum. Mübarek ellerinizden öperek hürmetlerimi kabul buyurmanızı sizden rica ve istirham ederim. İhvan ve asdıkamın cümlesine selâmlar ederim.

Ey benim muazzam üstadım! Bu bâbta sözümü uzattım. Muhat-ı ilmi semahatpenahileri (bilginiz) ve bütün cemaatinizin mâlûmu olmak için uzatmaya mecbur oldum. 

Vesselâmualeyküm ve rahmetullahi ve berakatühü. 

Hadim-i el-Müslimin 

Abdülhamid

 

BAYRAKLARIN VE ARMALARIN ANLATTIĞI

  

 

VATİKAN

Vatikan Hristiyanlığın merkezi olmaktan daha çok, İslam karşıtı ne kadar kurum, kuruluş, din ve inanç sistemi varsa tümünün himayesini üstlenen ve bu topluluklardan beslenen devletin adıdır.

Hristiyanlık haçları, Şövalye haçları ve kral taçları, bele bağlanan Hristiyanlık alameti zünnar, arma ve bayraktaki başlıca sembollerdir.

Başta Tapınak ve Malta Şövalyeleri olmak üzere tüm şövalye tarikatları, Sion Tarikatı, Opus Dei, Masonlar, Yahudiler, Bilderberg Grup gibi gayeleri Müslümanları yok etmek olan tüm gruplar, krallara ve hükümetlere karşı dokunulmazlık zırhına büründüren Vatikan’dır. Biraz karmaşık gelecek ama “Yönetirken yönetilen ve yönetilirken yöneten, korurken korunan bir krallık/devlettir. Katolik Hristiyanların başkanı görünümündeki Papa, aynı zamanda kral statüsündedir.

Nüfusu yaklaşık 1000 kişidir. Bunlardan 100 adedi Katolik İsviçre vatandaşlarından oluşan muhafızlardır.

Roma’nın merkezinde bulunan Vatikan’ın çevresi surlarla çevrilidir. Tesadüfe bakın ki Malta Şövalyeleri Tarikatının merkezi de Roma’dadır. Vatikan, 5 tarikatın açıkça koruması altındadır: Malta Şövalyeleri Tarikatı, Opus Dei Tarikatı, Cizvit Tarikatı, Domaniken Tarikatı ve Fransisken Tarikatı.

Bunların dışında da Vatikan’ın, içten veya dıştan Müslümanları yol etmek için kurulmuş çok sayıda örgütü koruma altına aldığı bilinmektedir.

Bunlardan İspanyol/Fransız ortak yapımı olan Cizvit Tarikatı DÜNYA BANKASI kurucusudur ve bankanın geliri Vatikan’a bağışlanmıştır. İspanya ve Fransa’nın, Tapınakçıların en önemli 5 merkezinden ikisi olduğunu unutmayalım. Gizliliği esas alan, eğitim kurumlarına ve misyonerliğe yatırım yapan, dünya çapında örgütlenmiş bir tarikattır. Özellikle fakir ve yetenekli gençlerin eğitimini üstlenmişlerdir. Cizvitler, fikirlerine karşı çıktıkları bir kurum ya da topluluk ile karşılaştıklarında asla açıkça kavgaya girmemişler, sinsi ve gizlice her türlü etkinlikte bulunarak o kuruluşu yıpratmışlardır. Özellikle sahip oldukları iyi eğitimli genç üyeleri sayesinde karşıt oldukları kurum ya da topluluğun içine sızarak kendi ilke ve fikirlerini içerden aşılamışlar, bu suretle o kurumu kısa süre içerisinde yıpratıp yozlaştırmışlardır.

Tanıdık geliyor mu?

Cizvitler, Avrupa, Uzakdoğu ve Güney Amerika’da yaygın bir ağ kurmuşlar, örgütlenmişlerdir. 1583 yılında İstanbul’da da merkez edinmişler, St Benoit kurumunu yönetmişler ve aynı adla okul açmışlardır. Sultan 3. Murat’a hristiyan olmayı teklif etmeleri üzerine rahipleri Osmanlı topraklarından kovulmuştur. Ya gizlenenleri?

 

 

 

İSVİÇRE VE KIZILHAÇ

1863’te İsviçre’nin başkenti Cenevre’de kurulmuştur.

Dünya haritasındaki kırmızı renkli bölümler Kızılhaç’ın etki alanıdır. Yeşil alanlar ise Kızılay’ın etki alanıdır.

İsviçre bayrağındaki kırmızı ve beyaz renklerin yer değiştirmesiyle oluşturulan bayrağın, dini bir anlam ifade etmediği iddia edilmiştir. Oysa faaliyetleri sırasında giydikleri beyaz cübbe üzerinde kırmızı kare haç Tapınak Şövalyelerinin giysisidir.

Kızılhaç, Tapınak Şövalyelerinin ülkelere girebilmek için bulduğu yollardan yalnızca biridir. Serbest bölge bankalarının da İsviçre’de bulunduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

 

  

 

İSKOÇYA

Birleşik Krallığı (Büyük Britanya) oluşturan dört ülkeden biri olan İskoçya, Tapınak Şövalyelerinin ve ardılı olan Masonların ana merkezlerinden biridir. 

Kraliyet armasındaki ayağa kalkmış aslan figürü Tapınak Şövalyelerinin de ana sembollerinden biridir. Armada ayrıca yine Tapınakçıların sembollerinden olan kral tacı ve kartal figürleri bulunmaktadır.

 

   

HOLLANDA

Hollanda Kraliyet Arması, tapınakçıların tüm sembollerini barındırmaktadır.

 

  

 

GALLER

Birleşik Krallığı (Büyük Britanya) oluşturan dört ülkeden biri olan Galler, Tapınak Şövalyelerinin ve ardılı olan Masonların ana merkezlerinden biridir. 

Kraliyet armasındaki aslan figürü ve bayrağındaki ejderha haline gelmiş aslan, Tapınak Şövalyelerinin de ana sembollerinden biridir. Armada ayrıca yine Tapınakçıların sembollerinden olan kral tacı ve şövalye haçı figürleri bulunmaktadır. Yine Armada GülHaçı Örgütünün figürleri yer almaktadır.

 

 

KUZEY İRLANDA

Birleşik Krallığı (Büyük Britanya) oluşturan dört ülkeden biri olan Kuzey İrlanda, Tapınak Şövalyelerinin ve ardılı olan Masonların ana merkezlerinden biridir. 

Bayrağındaki beyaz zemin üzerinde kırmızı haç ve kral tacı, Tapınak Şövalyelerinin de ana sembollerindendir. Bayrakta ayrıca masonların sembollerinden olan 6 köşeli yıldız bulunmaktadır.

 

  

İNGİLTERE

Birleşik Krallığı (Büyük Britanya) oluşturan dört ülkeden biri olan İngiltere, Tapınak Şövalyelerinin ve ardılı olan Masonların ana merkezlerinden biridir. 

Bayrağındaki beyaz zemin üzerinde kırmızı haç ve kraliyet armasında bulunan aslan figürü, Tapınak Şövalyelerinin de ana sembollerindendir. 

 

  

 

BİRLEŞİK KRALLIK (BÜYÜK BRİTANYA)

İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere’den oluşan Birleşik Krallığın kraliyet arması da tümüyle Tapınak Şövalyelerinin sembollerini barındırmaktadır. Yukarıdaki ilk arma İskoçya, ikinci arma ise kalan üç ülke tarafından kullanılır. Birleşik Krallık bayrağı, bayrakların birleşimidir.

Kuklası ABD ile birlikte dünya hâkimiyetine soyunan ve İslam’ın yeniden dirilişini engellemek her gün yeni bir plan yapan İngiltere’nin hangi örgütün güdümünde olduğu, bu tesbitlerden sonra daha iyi anlaşılmaktadır.

 

  

 

İSPANYA

İspanya, Tapınak şövalyelerinin ülke üstadı seviyesinde örgütlendikleri krallıklarından biridir. Bayrağında da bulunan devlet armasında Tapınak Şövalyelerinin aslan, kral tacı, kale/kule, haç sembolleri ile masonlara ait çift giriş sütunu bulunmaktadır.

 

 

ERMENİSTAN

Ermenistan ile Tapınak şövalyeleri arasında çok sıkı bir bağ vardır.

1301 yılında Tapınakçılar, Moğol Kralı Gazan Mahmut Han ve Ermenistan kralı Hetoum’la anlaşırlar. Moğol ve Ermenistan birleşik ordusu, Memluklular hâkimiyetindeki Kudüs ve Filistin’e saldıracak, Tapınakçı Şövalyeleri de bunlara katılacak, zafer sonrasında Kudüs yönetimi yeniden Tapınak Şövalyelerine verilecektir. Ancak Moğol-Ermeni güçleri Filistin’e ulaştığında Tapınak Şövalyeleri çoktan Kıbrıs’a geri dönmüş ve plan suya düşmüştür.

Tapınak Şövalyelerinin aslan, kartal, haç, kral tacı ve kılıç figürleri Ermenistan devlet armasını süslemeye devam etmektedir. Ortadaki kalkanın üzerinde ise Ağrı dağı bulunmaktadır ki hedeflerini göstermektedir.

 

  

 

GÜRCİSTAN

Ermenistan’ın komşusu Gürcistan da Tapınak Şövalyelerinin perde arkasından yönettiği ülkelerdendir.

Bayrağındaki beyaz zemin üzerine kızıl haç Tapınak şövalyelerinin, 5’li haç ise Holy Sepulchre Şövalyelerinin sembolüdür Armadaki aslanlar, ata binmiş savaşçı ve kral tacı da yine şövalyelerin simgesidir.

 

   

 

KANADA

İngiltere kraliçesinin sömürge ülkesidir. İngilizler, Amerika’da yenilince Kanada’ya çekilmiş ve burada İngiltere’ye bağlı bir devlet kurmuşlardır.

Bayraktaki yaprak görünümlü figür, gerçekte Birleşik Krallık tacıdır. Armada ise Tapınak Şövalyelerinin Aslan figürleri ile Sion tarikatı simgelerinden biri bulunmaktadır.

 

 

 

AVUSTRALYA

İngiltere kraliçesinin sömürge ülkesidir. Bayraktaki Birleşik Krallık bayrağı da bunu gösterir.

Armada ise Tapınak Şövalyelerinin Aslan, kral tacı, kartal şövalye haçı figürleri bulunmaktadır.

 

  

 

ALMANYA

Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu bakiyesidir. Arması, Roma İmparatorluğu ile Bizans kaynaklıdır. İlk resim Almanya armasıdır. İkinci resim Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu bayrağı, üçüncüsü armasıdır.

 

  

DİĞERLERİ

Tapınak Şövalyelerinin sembollerinin bulunduğu bütün devlet arma ve bayraklarını incelemek, yazının boyutunu artıracağından kısaca belirtelim.

Diğer devletlerden bir kısmı, Avrupa ülkeleridir ki zaten tapınak şövalyelerinin mekânıdır. Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, İsveç, İzlanda, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Moldova, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, Yunanistan bunlardandır.

Diğer bir kısmı, İngiltere’nin halen kolonisi durumundaki ada devletçiklerdir. Ayrıca Birleşik Krallık ile Portekiz, İspanya, Fransa gibi devletlerin yüzyıllarca sömürgesi olmuş, sonrasında yarı bağımsız hale dönüşmüş Afrika, Uzakdoğu, Okyanusya, Orta ve Güney Amerika ülkeleridir ki bayrak ve armalarında Tapınakçıların etkisi devam etmektedir. Sınırları İngiltere başta olmak üzere 1. Dünya Savaşı galiplerince çizilen ve devletin başına bu ülkelerce getirilen kişilerce yönetilen Ortadoğu (Mısır dâhil) devletleri de aynı durumdadır. Birleşik Arap Emirlikleri, Bolivya, Çad, Ekvador, Endonezya, Fas, Filipinler, Gana, Güney Sudan, Hindistan, Irak, Kamboçya, Kenya, Kıbrıs, Kolombiya, Kongo, Malezya, Meksika, Mısır, Myanmar, Nijerya, Yeni Zelanda, Panama, Senegal, Singapur, Somali, Sri Lanka, Suriye, Tayland, Togo, Tonga, Tunus, Ürdün, Yemen, Zambiya bunlardan birkaçıdır.

Üstte örnek olarak Çad, Endonezya, Fas ve Suriye armaları görülmektedir.

 

 

ABD

Kuzey Amerika kıtası, İngiltere ile Fransa & Avusturya & Rusya ittifakı arasındaki savaşlar sonucu şekillenir. Aslında savaşın öncüleri, Fransız şövalyeleri ile Birleşik Krallık şövalyeleri ve bunların kurduğu mason localarıdır. Birleşik Krallık (İngiltere) Kanada’yı oluştururken, Fransızlar & Avusturyalılar da ABD’yi oluştururlar. Bu ayırım öncesinde ise Kuzey Amerika’nın tamamı, İngiltere’nin kolonisiydi ve İngiltere tarafından yönetiliyordu. Yani ABD sistemi İngiltere tarafından oluşturulmuştur. İngiltere ise tümüyle Tapınak Şövalyelerinin ve bunların kurduğu Mason Localarının emir ve talimatları doğrultusunda hareket etmek zorundadır.

ABD’nin kimler tarafından kurulduğu ve kimlere hizmet ettiği ise 1 Amerikan Dolarında özetlenmiştir.

  

ABD arma ve mühründeki tek başlı kartal (birinci resim), Roma İmparatorluğunun arması (ikinci resim) ve sonrasında Tapınak Şövalyelerinin en önemli sembollerinden biridir. Roma İmparatorlarından Galerius tarafından bastırılan paranın arka tarafının üstünde de kartal motifi görülmektedir. (üçüncü resim)

ABD mühründe üstteki çember masonların önemli sembollerinden güneşi simgelemektedir. Bu suretle ABD dünyanın da merkezi olma iddiasını dillendirmiştir.

Zeytin dalındaki 13 yaprak, 13 zeytin ve 13 ok, çember içindeki 13 yıldız, ABD’yi oluşturan 13 eyaleti simgeler. 

 

  

ABD armasının üst bölümünde, güneş içindeki 13 yıldız öyle bir düzenle yerleştirilmiştir ki, yıldızlar birleştirildiğinde ortaya Yahudilerin birincil simgesi ve İsrail devletinin bayrağında bulunan 6 köşeli yıldız oluşmaktadır. Bu simge aynı zamanda Masonların en önemli sembollerindendir.

ABD’nin niçin İsrail koruyucusu olduğu anlaşılabiliyor mu?

 

ABD’nin bir başka önemli arması, 1 dolar üzerinde de yer alan piramit ve gözdür. Piramit ve göz, hem masonların hem de İlluminati Tarikatının sembolüdür. İlluminati tarikatını kuranlar da, Masonlukta olduğu gibi yine Tapınak Şövalyeleridir.

Dikkat edilirse piramidin alt bölümü 13 kattır ki 13 eyaleti simgeler. Ancak piramit tamamlanmaz. Üzerinde son üçgen bulunmaktadır. Bu da aslında 13 eyaletin, masonlardan ve İlluminati mensuplarından (kısaca Tapınakçılardan) oluşan bir üst akıl tarafından yönetildiğini anlatmaktadır. John Kennedy hariç tutulursa, kurucu başkan dâhil ABD başkanlarının tamamına yakını masonluğun veya İlluminati Tarikatının üst seviyesinde bulunan kişilerdir.

 

Düşmanını tanımayan, saldırının nereden geleceğinden habersizdir.

Saldırının nereden geleceğini bilmeyen ise, gerekli tedbirleri alamadığı için savunmasız kalır.

 

 

 

 

Bu Yazıyı Paylaş;
Copyright © 2015 hasankocabas.com.tr Online Kullanıcı : 5 | Bu Günkü Ziyaretçi : 207 | Toplam Ziyaret : 437,958

                      ortakfikir tasarım ofisi